Oca 15 2010

İyi Kötü Bir Şeyler

suNerede iyi, gerçekten iyi bir kişi görsem biliyorum ki mutsuz. Nerde iyi niyet bolluğundan kaygısızlaşmış; eli açık, gönlü açık birini görsem yine biliyorum ki mutsuz.

Nerede kötü, hatta iyilikle kötülüğün ayırdını artık yapamayacak halde olup bunu da bir takım felsefemsi kapaklarla satmaya çalışan birini görsem biliyorum ki “işleri tıkırında”.

Keşke gerçekten iyi ve kötü ayrımının göründüğü gibi olmadığını derinlemesine biliyor olsalar veya keşke başka bir düzeyde iyi ve kötü ayrımının gerçekten de başka olduğunu hissetmiş olsalar…
Okumaya devam edin


Haz 7 2009

Dile Kulaktan Başka Talip Yoktur

“Dile kulaktan başka talip yoktur.”

“Aynı dili konuşmak dostluğa vesiledir. Aynı dili konuşmayınca nasıl arkadaş olunur?”

“Dostundan ayrılan ne kadar konuşsa da dilsizdir.”

Mesnevi’yi Okurken…

picture-652Bir kaç önemli konu geldi aklıma. Bunlardan ilki doğru dinlemeden ne kadar uzak olduğumuz. Mesnevi’de bu konunun üzerinde çok durulmuş. Daha ilk beyitlerinin birinde diyor ki “Dile kulaktan başka talip yoktur.” Ve bir de meşhur söz “Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakinin anladığı kadardır.” var. Ben de derim ki keşke birazı anlaşılsa ama doğru anlaşılsa…

Okumaya devam edin


Haz 6 2009

Aslan Tavşan Hikayesi

Mesnevi-i Şerif, 25.700 beyitten oluşuyor ve toplam altı cilt. Ben henüz ilk cildini bitirebildim. Her beyitte bir çok anlam olduğundan kimseye hızlı ilerlemeyi tavsiye etmiyorum. Her anlamın bir görüneni bir de daha derinde olanı var. Yani hiç yoksa, sözlerin asgariden yine “iki” anlamı var.

Beyitler sanki söylenmemiş de, söyleyenden taşmış gibi. Mevlana sözü söylemek için uğraşmamış; ama sözler çıkmak istemişler.

Beğendiğim onca cümle ve hikaye içinden en çok tavşan ve aslan hikayesini sevdim. Bu hikayenin içeriği özet olarak şöyle:

“Arslan sürekli olarak avlanıyor ve ormandaki tüm hayvanları bu sebepten korkutuyor. Sonunda tüm hayvan halkı toplanıyor ve her gün aslana içlerinden bir kurban sunmaya karar veriyorlar. Arslan ise “benim tabiatım avlanmaktır, bana hazır sunulması benim için yakışık değil” dese de sonunda öneriyi kabul ediyor.

Bir süre hayvanların her gün birini kurban vermeleri devam ediyor ve sıra tavşana geliyor. Can korkusuyla kafası daha iyi çalışan tavşan sonunda aslana bir oyun etmeye karar veriyor. Arslanın yanına geç kalarak varıyor. Diyor ki “yolda bizi bir arslan harap etti, gelmemizi geciktirdi, size geldiğimi söyleyince “seni de şahını da pençemle yere sererim” dedi. Beni de bunu iletmem için gönderdi.” Arslan çok sinirleniyor ve tavşanının oyununa geliyor. “Beni ona götür” diyor. Tavşan, arslanı bir kuyu başına getiriyor. Kuyuya bakan aslan ise hem tavşanı hem de kendi yansımasını görüyor. Aklı tavşanı değil de düşmanı algılayınca kendi ile savaşmak için kuyuya atlayıp can veriyor.” Bu hikayeden hemen sonra dökülen bazı beyitlere bakınız:

“O zalim sensin. Hata edip kendine lanet etmedesin.”

“Sendeki kötü işler açıkça görülse şüphesiz sen, kendi kendine düşman olurdun.”

“Kendi kuyunun derinliğine erişsen, o seni sırlarına agah ederdi.”

“Ey başkasının yüzünde çirkin bir ben gören, yazık ki o ben senin yüzünden akseder.”

“Mavi bir şişeden baktın. Bu sebeple alemi baştan başa mavi gördün. Bu mavi renk senin eserinledir. Kötülüğünü bil, başkalarını kötü görme.”

Bildiğiniz gibi o dönem ve öncesinde yazılan bir çok eser, Hindistan’ın fabllarından etkilenmiş. Örneklemeler, hayvanlar üzerinden yapılmış ve didaktik anlatımlar onlar üzerinden gerçekleştirilmiş.

Mesnevi’de enteresan şekilde kullanılan benzetmelerden biri Hintlilerin çirkin ve basit, Türkler’in ise güzel ve basiretli olması. Yine kadın-erkek temsili ile ilgili olarak hoş bulmadığım başka bir benzetme daha var. Kadın şehvetle, erkek ise akılla özdeşleştirilmiş. Tabii bu benzetmelerin benim anlayamadığım bir hikmetinin olma ihtimali de var. Sadece ilk bakışta böyle ayrımları yadsıyorum. Bana göre Hintli’nin Türk’ten güzeli; kadının da erkekten daha çok akla tekabül edeni muhakkak ki var. Önemli olan nokta şu ki: Mevlana aklı yüceltirken bir taraftan da bahsettiği konuların idraki için aklın da geride bırakılması gerektiği ve yetersiz kaldığını da belirtmiş.

Mesnevi’de de sıklıkla şahlar, padişahlar da övüldüğüne göre demek ki yazılanları, ne olursa olsun dönemlerinden ayrı düşünemeyiz. Tanımlar için o dönemde yerleşmiş bir çok benzetme elbette ki kullanılıyor. Örneğin aslanın en yüce hayvan olması, diğer hayvanlardan çok adil olması gibi. Sarhoş edici yüzlerce hikaye ve beyitin içinde bunların lafının edilmesi çok da yerinde olmayabilir. Okyanustan bir bardak…

O kadar çok sayıda çarpıcı beyit var ki başlarda not alıyor olsam da hemen anladım ki en iyisi bunları biriktirmemek. Okurken tadını çıkarmak. Zira kaydetmekle bitmeyecek. Okuduğum bu olağanüstü şeyi mülk edinmemek daha iyi.

278884_2Eskiler daha ilgili tabii bu konularla. Konunun ilgilileri daha çok şerhleri okumaktan hoşlanıyorlar. Tabii eski şerhlerin anlaşılması çok da kolay değil. Bizim gibi gençlerin bunlara dili yetmiyor. Açıklamaları okumak için yeniden tercüme şart oluyor. Zaten çok kolay anlaşılmayan ve bir kaç anlam içeren bu metinlerin tercümesi de işi iyice zorlaştırıyor. Bu sebepten ben dil açısından kolay anlaşılır iyi bir çeviri buldum ve günümüz diline en yakınını okuyorum. Elbette ki beyitlerin ahengi, kafiyesi, ölçüsü bozuluyor. Bana sorarsanız, kafiyesini okuyup da ne dediğini anlayacağım derken bezmekten çok daha iyidir. İşin şeklinde değil, özünde kalmak yeğdir.

Altında yazan yorumları da okuduktan sonra şu Mesnevi-i Şerif‘i almaya karar verdim. Anladım ki çok da doğru bir tercih olmuş. Bu linkten siz de bu çeviri için yapılmış yorumları okuyabilirsiniz. Süleyman Nahifi çevirmiş ve Amil Çelebioğlu da tercümeyi sadeleştirmiş.

Birinci cildi bitirirken aklıma gelen bir çok şeyi bir sonraki yazımda paylaşacağım, bu yazımda düşündüklerimle ilgili genel bir fikir vermek istedim ve günümüz diline başarıyla sadeleştirilmiş olan baskısını önerdim.

Okumaya karar verirseniz, ne mutlu…


Nis 20 2009

Eklemeden Geçilemeyen

delusionalBir önceki yazımda bahsettiğim kitap sona erdi. Tüm kitabı özetle deseniz, eklemeyi asla geçiştiremediğim şu paragrafı yazmak çok anlamlı olur ve bu anlamlı sözler; tüm tasaların yok edilebileceğinin habercisi ve gerçeğidir :

Alıntılar – 5 –

“Bırakınız zihniniz (içinde arzuların izinin dahi bulunmadığı) Basitlik Mülkü’nde serazad (başı boş, akıldan kurtulmuş olarak) dolaşıp dursun. Hayat enerjiniz sınırsız sükunet ile tevhid olup (birleşip) nefsinizin işe karışmasına izin vermeksizin hadisatın (olan biten şeylerin)doğal seyrini takip etsin. İşte o zaman bütün alem kendiliğinden yönetilecektir.”

Çuang Tzu, VII s. 294


Nis 15 2009

Lao-Tzu ve Gerçek İnsan

tao-anahtarGerçeğin ve ilimin sınırsızca tek kaynaktan, mekana ve zamana bağlı olmadan aktığı kesin. İlim nasıl olsa tek; ama farklı çağlardan ve farklı milletlerden çoğu zaman da çarpıtılarak süzülüyor. Bunların arkasındaki gerçeği bulmaksa, ne kadar çok şey bildiğinize bağlı olarak hem zorlaşıyor hem de kolaylaşıyor. Zamanla bilgiyi aldığınız kaynaklar ve takip edecekleriniz artıyor ve bilgi yavaş yavaş büyüyor. Böylelikle bilginin tasnifi ve gerçeğe indirgenmesi zorlaşıyor. Belirli bir alışkanlıktan sonra ise safsatalar kolaylıkla eleniyor ve ne aradığınızı daha iyi bilir hale geliyorsunuz.

Bütün bunlar böyleyken vaktinde Prof. Dr. Toshihiko İzutsu’nun kitaplarıyla tanıştım. Her ne kadar arkadaşlar arasında “bir kitap okudum hayatım değişti” söylemiyle dalga geçmemiz meşhur olsa da; bu kitaplar gerçekten de doğru okuyanın hayatını değiştirir nitelikte. Şimdi yine bunlardan birini okuyorum: Tao-culuk’daki Anahtar Kavramlar (İbn Arabi ile Lao-Tzu ve Çuang-Tzu’nun Mukayesesi) Bu kitabın içeriğinden uzun uzadıya bahsetmeyeceğim; zaten alınıp okunmayı fazlasıyla hakkeden bir kitap.
Okumaya devam edin


Mar 26 2009

Aşk-Elif Şafak

00100205Kızgınlıkla hayranlık arasında bir yerde sıkıştım kaldım. Daha önce Elif Şafak’ın herhangi bir romanını okumuşluğum yoktu. Ortaokulda zorla okuttukları eski Türk romancılarının insanı bedbaht eden hikayelerinden olacak; uzun süredir yaklaşmıyorum Türk yazarlara. Kaldı ki zaten roman okumak pek keyif vermiyor bana. Okuduklarım varsa yoksa ilme katkı sağlasın, ilerletsin; kurguya dokunmasın gerçek olsun.

Bir arkadaşım ısrarla “okumalısın” dedi bu kitabı. Konusunun Mevlana ve Şems’in dostluğu olduğunu öğrenince istek duymadım değil; ama diyorum ya roman okuyacağıma genellikle ansiklopedik bilgileri tercih ederim ben. Yanlış bir şey bulaşmasın öğreneceklerime diye. Ya da yüzeysel anlatımlar, doğru bildiklerimle çelişmesin diye. Lakin kitap hediye edilince ve bir kaç sayfasını okuyunca durduramadım okumayı. Su gibi akışıyla kitap anında bitirtti kendini. Okumaya devam edin


Mar 15 2009

Bütüncül Bakış

(Fotoğrafların hepsi 2008 Eylül’de  bulunduğum Nepal, Tibet ve Butan’dan fotoğraflar olup tarafıma aittir. İzinsiz kullanmayınız.)

Dinlerüstü ve Kuşbakışı

Kişisel merakımdan kültürlerarası etkileşimleri araştırıyorum. Özellikle doğu ve uzakdoğudaki kültürel ve dini etkileşimler ve eski kültürlerle ilgileniyorum. Bazı inanç ve gelenek sistemlerine “din” demek bana biraz zor geliyor. Bunlardan bazıları din olarak kimilerinde kabul ediliyor; kimilerince edilmiyor.

picture-589Doğu ile batının sınırı kalın bir çizgiyle çizilmiş değil. Fazla batıya giden doğuya; fazla doğuya giden de batıya varır. Haddini aşan şeylerin tersine döndüğü rivayet edilir. Madde ve mananın; cisim ile ruhun zıtlığı ve birliğinden şüphe duymasam da; kişisel olarak bunlardan mana ve ruh daha çok ilgimi çekiyor. Çünkü madde ve cisim; mana ve ruhu kapsayamaz. Mana ve ruhun ise madde ve cismi reddetmesine gerek yoktur. Birbirinin karşısına koyulan bu kavramların uzantısı olarak batı ve doğu var. Karşılık olarak kafamda batı, akla ve cisme; doğu ise mana ve ruha oturmuş durumda. Batı tarafını derinlemesine incelemiş bulunmadığımdan; bildiğim kısmı anlatma taraftarıyım. Okumaya devam edin


Oca 29 2009

Füsus’ul Hikem Üzerine (I)

65851_2Anahtar Kavramlar Üzerine

Bölüm 1 \ Bölüm 2 Bölüm 3

İbn’ül Arabi‘nin en önemli eseri Füsus’ul Hikem olarak kabul edilir. Kendisinin diğer bir çok eseri bu kitabın daha iyi anlaşılmasını sağlamak içindir. Prof. Dr. Toshihiko Izutsu ise bu kitabın temel kavramlarına olabilecek en derin açıklamaları İbn’ül Arabi’nin Füsus’unda Anahtar Kavramlar kitabının vasıtasıyla getirmiştir.İkinci kitabında ise İbn Arabi’nin tasavvuf felsefesini derinden etkilemiş bu düşünceleri ile bambaşka bir kültürün felsefesini kıyaslamıştır. Bu yazıda ise bu ilk kitabı okuduktan sonra hissettiklerimi aktaracağım. İkinci kitap olan Tao-culuk’daki Anahtar Kavramlar İbn Arabi ile Lao Tzu ve Çuang-Tzu’nun Mukayesesi ile ilgili konuları daha sonraya bırakıyorum.

Okumaya devam edin


Oca 29 2009

Füsus’ul Hikem Üzerine (II)

Anahtar Kavramlar Üzerine Bölüm 2Bölüm 1 Bölüm 3

Şeytanın Avukatı Der ki

ancienttree2gc2

Düşünce düzleminde ya da inanç sisteminde yön bulmak, bulduklarımızı dünyada sınamak zorunda kalmasaydık daha kolay olurdu. Her şey Tanrı’nın kendisiyken ya da ‘O’ kaynaklıyken kimilerinin niye savaşta kaldığının, kimilerinin neden mutlu gün görmediğinin bire bir açıklamasını bulmak oldukça zor.

Okumaya devam edin


Oca 29 2009

Füsus’ul Hikem Üzerine (III)

Anahtar Kavramlar Üzerine Bölüm 3Bölüm 1 Bölüm 2

Önceki yazılara istinaden çok önemli olan “ödül ve ceza” kavramlarının üzerinde durmak istiyorum. Her yere ve yapıya yayılmış Tanrı, ödül veya ceza vererek kendini mi evrimleştiriyor?

Okumaya devam edin