Nis 12 2010

En SevdiÄŸim Masallar

En sevdiÄŸim masallar,

Miyazaki’nin film yaptıklarıdır efendim en baÅŸta.

Bu sevdiÄŸim masalların en ünlüleri, anime ile biraz ilgiliyseniz bileceÄŸiniz gibi Mononoke Hime, Spirited Away ve Howl’s Moving Castle ve Gedo Senki. Anime-severlerin tamanına sorun; hangisini daha çok sevdiniz diye size ilk ikisinden birini söyleyecektir. howls-moving-castle-4İlk ikisini de sevmekle birlikte Howl’s Moving Castle, benim için ağır ezicilikte en sevilesi masal. Hiç izlemediysem 5-6 kere izleyip her seferinde yeni bir ÅŸeyler keÅŸfettim. Nedir bu anime’de bu kadar cezbeden beni? Umutlu bir film gibi geliyor bana öncelikle o sebepten her seferinde moral yükseltebiliyor. İkinci olarak da aÅŸkın yaÅŸtan, dış görünümden tamamen soyut olabileceÄŸi fikri bir masalda harika duruyor. Ayrıca diÄŸer Miyazaki eserlerine göre çok daha romantik. Adı üstünde masal… Sıkıldığınız bir anda açın. Belki çizgilerin içine girmekte baÅŸta zorlanacaksınız; ama yetiÅŸkinliÄŸi iki dakika dışarda bırakıp, filme girebilirseniz bir daha dönmek istemeyebilirsiniz. Anime konusu baÅŸlı başına ayrıca yazılabilir olduÄŸundan masalsı-fantastik filmler alanında sadece Gedo Senki (Tales From Earthsea) ve Howl’s Moving Castle’dan bahsetmek yeterli olacaktır.

Tavsiye ettiÄŸim her filmin konusunu birer cümle ile özetleyeceÄŸim. Belki ilginizi çeker. Howl’s Moving Castle: BaÅŸrol olan Sophie, kıdemli bir büyücünün yaÅŸlanma büyüsüne maruz kalır ve büyüyü bozabilecek büyücünün peÅŸine düşer. Bu esnada gücünü içindeki ateÅŸten alan yürüyen bir makinaya rastlar ve onun efendisi olan yakışıklı büyücü (iÅŸte bir çizgi karakter ne kadar olabilirse) büyücü Howl ile tanışır. Genç Howl ile tanıştığında normalde genç bir kız olan Sophie, seksenlik nine görünümündedir.

big_fishBu anime’lerin akabinde film olarak Big Fish ve Neverwas geliyor aklıma. İki filmi de çok sevmiÅŸtim. Son zamanlarda yapılan iyi filmler arasında bunlar da. Yine Pan’in Labirenti de birazcık bunları andırıyor. Yönetmeni Tim Burton olan (zaten bu isim söylendiÄŸi anda film izlenmeli) Big Fish asla kaçırılmaması gereken bir film. BaÅŸrolde de süper insan Ewan McGregor var. Konusu kısaca şöyle: Hikaye anlatmakta usta olan Edward senelerce oÄŸluna aynı fantastik hikayeyi anlatır; bu masala çocukken inanan oÄŸlu Will ise hasta babasını ziyaretinde babasının rahatlatıcı hikayelerinde keÅŸfe çıkar.  neverwas0Neverwas‘da ise Ian McKellen ve Aaron Eckhart’ı baÅŸrolde izleyeceksiniz. Konusu şöyle:  Bir psikiatrist kariyerini bırakarak çocuk kitabı yazarı olan babasının yazdığı bir kitabının sırlarını ortaya çıkarmak ve hikayedeki yeri bulmak için civarda tanıştığı bir ÅŸizofreni zamanla yüreklendirir.

Daha yakın zamanda çekilen baÅŸka bir masal ise (bunlara masal deme sebebimi hepsini izleyenler bilecektir.) The Fall. D_-_The_FallTürkiye’de vizyona girdi mi çıktı mı girecek mi hiç bir fikrim yok. Bulun izleyin. DiÄŸerlerine göre daha çok sürreal tablo görüntüsü izlediÄŸiniz duygusuna katılacaksınız. Belki fantastik öyküler, masallar size göre olmayabilir; ancak bu filmin tabloları (görüntü diyemiyorum) için bir istisna yapmalısınız. Yönetmeni Tarsem Singh olan The Fall tam olarak ‘masal’ kategorisinde bir film. Kısaca şöyle: 1920′lerde Los Angeles’ta hastanede yatan genç adam hastanede tanıştığı beÅŸ yaşındaki sevimli kıza uydurduÄŸu beÅŸ kahramanın öyküsünü anlatmaya baÅŸlar. Zaman içinde hangi kısım masal hangi kısım gerçek karışmaya baÅŸlar.

Åžimdi The Imaginarium of Doctor Parnassus‘tan da umutluyum. İzlemediÄŸim ve benzeri olabileceÄŸini düşündüğüm baÅŸka bir film de Percy Jackson and The Olympians The Lightning Thief. İkincisi umarım Harry Potter’dan hallicedir. Pek bir ÅŸey beklememek lazım. YaÅŸlı (!) bir arkadaşımın dediÄŸi gibi “artık iyi film çekmiyorlar.” İnÅŸallah yüzümü kara çıkarırlar. ArkadaÅŸlarla fantastik filmler gecesi düzenlemeyi planladık; ama izlenmemiÅŸ film nasıl bulacağız? İşte bütün mesele bu.

Sanırım film konusunda yazmam gün be gün zorlaşıyor. O kadar çok şey izledim ve izliyorum ki halihazırda artık aklımda kalmıyor. Sadece iyileri kalıyor. Üsttekiler de onlardan. Başka şeyleri kıstas alıyorsanız hepsi de ödüllü filmler. İyi seyirler.


AÄŸu 30 2009

Uzakdoğu Dövüş Filmleri

cthdİlgilenenler için kung-fu filmleri ile ilgili bir kaç bir ÅŸey yazabilirim; çünkü iyi olanların hepsini izlemiÅŸ bulunuyorum. Türkiye’de eriÅŸimi olan ve haberdar olduÄŸumuz tüm UzakdoÄŸu dövüş filmlerini tamamladım. Bir zamanlar Kore ve özellikle Güney Kore sinemasına odaklanmıştım ve iyi örneklerin çoÄŸunu izlemiÅŸtim. Åžimdi de aynı ÅŸekilde Çin efsanelerine dayanan ve geneli Çin yapımı olan Hero, Crouching Tiger Hidden Dragon ve House of Flying Daggers gibi çok bilinen ve çok baÅŸarılı filmlerin ardından pek duyulmamış (en azından buralarda), kıyıda kalmış aynı tarz filmleri araÅŸtırmaya baÅŸladım.
Okumaya devam edin


Tem 20 2009

La Fille Sur Le Pont

la-fille-sur-le-pontAvrupa sinemaları özellikle de Fransız sineması sıkıcı olmakla itham edilir. Amerikan sineması kadar aksiyon içermedikleri aşikar; ama bu Avrupa sinemasının sıkıcı olduğu anlamına kesinlikle gelmez elbette.

İspanyol sineması son zamanlarda oldukça revaçta. Carlos Saura, Pedro Almodovar, Alejandro Amenabar İspanya’nın en gözde yönetmenleri sayılabilirler. İçimdeki Deniz, KonuÅŸ Onunla, Kötü EÄŸitim, Tez, DiÄŸerleri, Annem Hakkında Her Åžey gibi filmler ise popüler olan ve kendilerini ispatlamış filmler. Bu yönetmenler ve filmleri için uzun uzun konuÅŸulabilir. Hable Con Ella ve Mar Adentro benim en çok sevmiÅŸ olduÄŸum filmlerin başında geliyor. İkisi için de susmadan konuÅŸabilirim; ama sinemaseverlerin çoktan haberdar olduklarını ve izlemiÅŸ olduklarını düşünüyorum.

-Spoiler içermez-

Patrice Leconte’ un yönettiÄŸi La Fille Sur Le Pont (Köprüdeki Kız) ise biraz daha kıyıda kalmış ve geç haberdar olduÄŸumuz bir Fransız filmi. BaÅŸrollerini Vanessa Paradis ve Daniel Auteuil oynamakta.
Okumaya devam edin


Mar 9 2009

House M.D.

houseHouse M.D. benim keÅŸfetmekte geç kaldığım bir doktor dizisi. Genellikle hastalıklar herkes gibi beni de sıktığından doktor ya da hastane dizilerini uzun süre izleyemiyorum. House M.D. ise bunun büyük bir istisnası haline dönüştü. İzlemediÄŸim eski sezonlarını çok kısa bir sürede tamamlayıp, yeni bölümleri bekler hale geldim. Büyük bir ihtimalle Lost v.b. diziler derken, birilerinin ölme riskinin olduÄŸu, tek zamanlı daha “gerçekçi” dizileri özler olduk.
Okumaya devam edin


Mar 8 2009

Slumdog Millionaire & The Curious Case of Benjamin Button

slumdog-millonaireSlumdog Millionaire, Yönetmeni Danny Boyle olan 2008 tarihli İngiliz filmi. 2009 Oskar Ödüllerinde on kategoride aday gösterildi ve bunlardan en iyi yönetmen ve film olmak üzere sekiz tanesini kazandı. (En iyi yönetmen, en iyi film, en iyi uyarlama senaryo, en iyi görüntü yönetmeni, en iyi ses miksajı, en iyi kurgu, en iyi müzik ve en iyi orjinal şarkı)

Benjamin Button’un Tuhaf Hikayesi şüphesiz ki bu sene için Slumdog Millionarie’nin en kuvvetli rakibiydi ve ben de dahil olmak üzere bir çok insan, bu senenin Oskar zengininin Benjamin Button’un Tuhaf Hikayesi olacağını düşündü. Benjamin Button da her ne kadar Oskar’dan eli boÅŸ dönmese de, (en iyi sanat Yönetmeni, en iyi makyaj, en iyi görsel efekt) sanki biraz ÅŸanssızlıkla olması gereken düzeyi yakalayamamış gibi oldu. Bir çok anket, sonuçlar öncesinde Benjamin Button taraftarıydı.

Slumdog Millionaire’in ÅŸansı, apayrı bir kültüre ait olması ve batı uygarlığına yepyeni bir ÅŸeyler gösterebiliyor olmasıydı. Her ne kadar ben “bütüncül bakış” açısından Benjamin Button’u daha baÅŸarılı bulsam da; çok açık ki kendi kültürlerinden baÅŸka kültürlere pek aÅŸina olmayan batılılar için Slumdog Millionaire daha enteresan gelmiÅŸ. Okumaya devam edin


Åžub 25 2009

İroni ve Sarkazm

House M.D. dizisini beğeni ile izlerken; aksi olmak, alaycı olmak ve ironik espri tarzına sahip olmak üzerine düşünmeye başladım.

İroni deyince pek çoklarının aklına İngiliz Edebiyatı ve kültürü gelecektir. İngilizler ironi konusunda adeta dünya üzerinde patent almış gibiler. Genel olarak milletçe snob ve alaycı bilinmelerinin en önemli nedenlerinden biri kültürlerinden gelen bu durum olabilir.

ironicHer yerde rastlıyoruz bu kelimelere: İroni ve Sarkazm. Nedir peki bunlar? Tam olarak açıklayabilmek için Wikipedia’nın yardımına baÅŸvuruyorum. İroniyi çeÅŸitleriyle beraber detaylı bir ÅŸekilde anlatmış.

İroni, eski Yunanca’daki Eironeia’nın günümüzde kullanılan halidir. İfade edilen ÅŸey ile gerçekte varolan ÅŸeyin çeliÅŸkili farklılığını anlatır. Ya da bir ÅŸey söylerken, aksi bir duruma iÅŸaret edip dolaylı yoldan çeliÅŸkiyi gösterme becerisidir. Bir beceridir diyorum ve zaten çeÅŸitli sanat dalları ironiyi oldukça fazla kullanır. Bunların en başında mizah ve edebiyat geliyor. Edebiyatta dramatik ironi ve trajik ironi gibi ayrımlar var ve bunlara Romeo Juliet, Othello gibi eserlerde rastlıyoruz. Bizim gündelik esprilerde rastladıklarımızsa genellikle durumsal ya da eylemsel ironiye örnek gösterilebilir. Okumaya devam edin


Åžub 11 2009

Judy Davis

Bir oyuncuyu sevmek tesadüflerle başlar çoğu zaman. Çok ilginizi çeken bir türde ya da konuda bir filmde kendisine denk gelmenizle başlar.

Judy Davis, çok tanınmış bir oyuncu deÄŸil Türkiye’de. Kendisiyle ilk tanışmam “Impromptu” adlı filmiyle gerçekleÅŸti. Filmde, Chopin’i oynayan Hugh Grant’ a eÅŸlik ediyordu George Sand rolünde. Aslında Judy Davis’in oyunculuÄŸuna Hugh Grant eÅŸlik etmeyi deniyordu demek daha uygun olabilir. Bu muhteÅŸem müzikli filmde, ses tonuna, konuÅŸma tarzına, alaycılığına ve George Sand karakterinin kuvvetine aşık etti beni. Bu filmden sonra Judy Davis, zihnime “bayan ses” olarak kaydoldu. Tok, kalın, derinden, alaycı bir kadın ses tonu ve mükemmel diksiyon iÅŸte akılda böyle iz bırakır. Sanırım bağımlılık yapması da alaycı ifadesi ve çekici ses tonu ile ilgili. Bu özgün ses, özellikle erkeksi bir karakter olan kadın yazar George Sand’ in üzerine kusursuz oturmuÅŸ. impromptu_cigarİzlemeyenler için filmle ilgili ÅŸeyleri aÄŸzımdan kaçırmamak üzere, bu konuda pek konuÅŸkan olmuyorum. Sadece izleyenleri gülümsetecek ÅŸekilde, günlerce aklımdan çıkmayan tonlaması ile “I’m not full of virtues or noble qualities; I love, that is all. But I love, strongly, deeply, steadfastly…” demek istiyorum. Özellikle müzikli filmlerden hoÅŸlananlar için bu filmin izlenmesinin zorunlu olduÄŸunu düşünüyorum. Zira cümleleri müzikle ifade edecek uçukluktaki müzikallerden deÄŸil bu film. Sadece harika Chopin ve Lizst bestelerini harika bir görselle iÅŸiteceÄŸiniz bir film. Impromptu, aÅŸkla sorunu olan ve ona inancını yavaÅŸ yavaÅŸ kaybetmiÅŸler için de gizli bir ilaç olabilir.

Okumaya devam edin


Oca 27 2009

Masumiyet

1997 yapımı bir Zeki Demirkubuz filmi Masumiyet. Aslında filmden çok, bir tokat olarak düşünülse de çok tuhaf olmaz.

Masumiyet nasıl ki çoğu insan için çok farklı şeyler ifade ediyorsa, bu film de anlayanın yeteneği doğrultusunda kişileri çok farklı çağrışımlara götürecektir. Fakat temelde kişilere dürüstlük ve kader konularını düşündürecektir.

Okumaya devam edin