Haz 22 2010

Butan Gezisi

Yazısını yazabilmem için bugün olduğu gibi gittiğim yerleri özlemem gerekiyormuş sanırım.

Neredeyse iki sene olacak rüyamda gördüğüm bir geziyi gerçekleÅŸtirdim ben. Gezinin kendisi mi yoksa rüyanın kendisi mi daha “rüya” bunu söyleyebilmem zor.

ArkadaÅŸa yazısını yazacağım mutlaka dedim geçen. “İmkanı yok yazamazsın iki sene oldu” dedi.

Okumaya devam edin


May 23 2010

Londra

Selamlar.

Yılı geçti, ben hala Nepal, Butan ve Tibet gezimi yazacağım buraya. Anladım ki toparlayamayacağım. Nereye gitmiştim, hangi manastırlara ne sırayla girmiştim kültürlerine dair neler öğrenmiştim sanırım artık toparlamam çok zor.

Aynısı kısa süren Londra gezime de olmasın diye ÅŸimdiden bir kaç bir ÅŸey yazmak istedim. 14-18 Mayıs arasında bana çok kısa gelen zamanda önceden bulduÄŸumuz ucuz biletlerle koÅŸuÅŸturma ÅŸeklinde geçen bir Londra gezisi yaptık. Elbette ki mecburen zone 1 ve 2 içinde kaldık yalnızca. Böyle bir ÅŸehir 4-5 güne sığdırılmaya çalışılırsa ne olur? Mümkün olduÄŸu kadar çok yeri göreceÄŸim açgözlüğünde iseniz 4. günün sonunda yürümekten felç olabilirsiniz öncelikle. İki gün boyunca yorgunluktan ayağımın “yürü” komutuna raÄŸmen yürümediÄŸini gördüm.

Nelere sevindim?

Ezbere bildiÄŸim Phantom of the Opera’yı yerinde izlemek ve yine büyülenmek, sokaklarda öylesine dolaşırken her yerde tavsiyesi olan The Masala Zone’a tesadüfen varıp Tali yemek, ucuza lezzetli Çin yemeÄŸi yiyebilmek, Primark diye süper ucuz bir yerde alışveriÅŸ yapmış olmak, öneriler listesindeki ilk dört müzeye gitmiÅŸ olmak (hakkıyla gezdiÄŸimi söyleyemeyeceÄŸim bunun için hesaplarıma göre sekiz sene falan gerekiyor.), mümkün olduÄŸu kadar yürümek, London Eye’a gün batımında denk gelmek, Soho’da o kalabalıkta barlarda oturacak yer bulabilmiÅŸ olmak, Hyde Park ve Kensington Gardens’ı ucundan görebilmek, Her yerin sosyo-ekonomik bakımdan İstanbul karşılığını bulup eÄŸlenmek. (örnek olarak Camden Markets bence bildiÄŸimiz Sultanahmet’in Londra versiyonu), Tower Bridge, London Bridge ve Big Ben civarında yürüyerek dolaÅŸacak vakti bulabilmek. Müzelerin bedava olması ve içlerinde fotoÄŸraf çekiminin engellenmemiÅŸ olması…

Nelere üzüldüm?

Haftalık sınırsız travelling card’ımı ikinci gün havaya uçurmuÅŸ olmak, girdiÄŸimiz geleneksel müzik yapan “traditional pub”ta oturacak yer bulamamış olmak, lisede bir senemizi provalarıyla geçirdiÄŸimiz Oliver Twist’i canlı izleyememiÅŸ olmak (ve sanırım tüm müzikallere giderdim fırsatım olsaydı), Natural History Museum’u en sona bırakmış olmak ve hakkıyla gezememek onun yerine Tate Modern gibi bir müzede vakit harcamak. (Bir bilene soracaksınız gitmeden oof of), Lübnan yemeÄŸi neymiÅŸ deneyememek, Sherlock Holmes’un müze ve sokağına vakit ayıramamak, The Science Museum’a gidememek, fotoÄŸraf makinemin yanlış modda kalarak kötü fotoÄŸraflara sebebiyet vermesi, hostela yakın olan tube station’ı geç keÅŸfetmek ve otobüslerin son derece kullanıcı dostu olduÄŸunu geç keÅŸfetmek…

Burayı gezme niyetiniz varsa,

Hakkıyla gezmek için en az on beÅŸ gün kalmaya çalışın, homofobik biriyseniz Soho’dan uzak durun ve burda gay bar olmayan bir bar bulma hayaline kapılmayın, gezeceÄŸiniz ilk müze Natural History Museum olsun, modern sanat aşığı deÄŸilseniz Tate Modern’le vakit kaybetmeyin. En az iki-üç müzikale gitmeye çalışın. İçme-gece eÄŸlencesi iÅŸlerini çok geçe bırakmayın, kapılarda kuyruklar var, yer bulmak pek zor. Metrodan çok otobüs kullanın. Metro kullanımı kolay; ama otobüs daha da kolay.

Kısa süreli bir ziyaret için mutlaka uğranması gereken yerler:

Natural History Museum, Tower Bridge, Soho, The Masala Zone, Zevke göre bir müzikal (tercihen The Phantom of the Opera), Oxford St, Piccadilly Circus, British Museum, Kensington Gardens…

İlgilisine bir kaç fotoğraf da koyayım da tam olsun.

IMG_0504IMG_9166IMG_9373IMG_9244IMG_9210IMG_9068IMG_8970IMG_8890IMG_8884IMG_0644


Åžub 26 2010

Ay

Seneyi geçmiştir belki.

“Ben tülin gördüm.”

tülinPek çok kiÅŸi isminin anlamını bilmez. Bilmeyen pek çok insana rastladım. Anlamını bilmediÄŸim bir isim varsa mutlaka sorarım; ordan biliyorum. İsminin anlamını ya da benzer kelimelere niye benzediÄŸini merak bile etmemiÅŸ bir çok insan var. Eminim tülinin anlamını bilmeyen bir sürü “Tülin” vardır…

Geçen sene bu zamanlardan biraz erkendi belki. Ben Kilyos taraflarındaydım. Aile dostlarımızın evindeydik. Muhabbet, ÅŸarap, yemek; her ÅŸey çok güzeldi. Karadeniz ayazının Kilyos’a varması sayesinde hava, oldukça soÄŸuktu. Geç saatte dönülüyordu.

Okumaya devam edin


AÄŸu 20 2009

Sultanahmet

IMG_7869Sayfamda en çok gezi fotoÄŸraflarımı paylaÅŸmak istemiÅŸtim aslında başında; fakat sonra olaylar baÅŸka türlü geliÅŸti ve daha çok “yazı-yoÄŸun” bir sayfa halini alıverdi Ezgi’nin Günlüğü. Daha sırada bekleyen yurtdışı gezi fotoÄŸraflarım ve yorumlarım var; ama daha gelemedim oraya.

Okumaya devam edin


AÄŸu 19 2009

İstanbul Arkeoloji Müzesi

IMG_7699Bu aralar işim gücüm yok. En ağır iş, yaşamanın kendisi oldu gibi geliyor.

Bu güzel havalarda insan kendini eve kapatma eziyetini kendine etmemeli diye düşündüğümden ihmal ettiÄŸim İstanbu’a daha yakından bakmaya karar verdim. Makinayı alıp bölge bölge gezmemek, bu “en güzel ÅŸehre” ayıp etmek demek oluyor.

Okumaya devam edin


AÄŸu 17 2009

Kariye Müzesi

IMG_7610Kaç günden beri çıkarmayı düşünüp durduğum müze kartını bir gün içinde aldım. Müze kartı almak aklımda vardı; ama haftasonu için bir yere gitme planım yoktu. Fakat yine şartlar bir araya geldi ve gezmek için her türlü koşul oluştu.

Dolayısıyla yolumuz önce Haliç’te kahvaltıya daha sonra da Balat’ın arka sokaklarına düştü. Hazır gelmiÅŸken Kariye Müzesi’ni gezelim dedik. Daha sonra da yakın civarlarda uzaktan uzaÄŸa bir binaya gözüm düştü ve fotoÄŸrafını çekmek istedim. Burası Özel Fener Rum Lisesi’ymiÅŸ. Bina kırmızı ve çok heybetli. İnsan çok uzaktan bile binayı fark edebiliyor. Ben de yakınına gitmenin ve bir kaç fotoÄŸrafını çekmenin iyi olacağını düşündüm.

IMG_7654Ordan da yakın olduÄŸunu bildiÄŸimiz Fener Rum Ortodoks Patrikanesi’ne kadar gittik. Orayı merak ettim ve havasını solumak istedim. Burada da fotoÄŸraf çekme imkanı buldum.

Bugünlük az laf, çok fotoÄŸraf…

Okumaya devam edin


AÄŸu 2 2009

İstanbul’un Karşılıksız AÅŸkı

Artık eminim. İstanbul platonik bana.

Niye bırakmasın yoksa peşimi?

Hazirandan beri; taaa hazirandan beridir gitmeye çalışıyorum burdan. Olmuyor.

Çoğunlukta kötü haberlere bağlı olarak burda kalıp duruyorum. Gidemiyorum.

Gitmeyi çok istediğimden olabilir mi? Olabilir; bilemiyorum.

Dışardan gezmedeyim, keyifteyim gibi görünüyor ya; değilim.

Yaşa gitsin diyorum kendime; şükür de öyleyse.

IMG_7569

Sarıyer'in sırtlarından bir görünüm Temmuz 09



Tem 10 2009

Dönmek; Mümkün Mü Artık?

Bana göre unutmak; gitmek…

Giderken yanında götürmemek…

Dönmek, mümkün mü artık dönmek?

Onca yollardan sonra, yeniden yollara düşmek?

Neresi sıla bize? Neresi gurbet?

Yollar bize memleket…

IMG_7506Murathan Mungan’ın Yeni Türkü’den dinlemeye alışık olduÄŸumuz güzel ÅŸiirlerinden biri daha. Dilime takıldı uzun zamandır. Gitmek, dönmek, kalmak, saymak, unutmak ve yeniden baÅŸlamak üzerine düşünüp dururken. Yanlış anlaşılmasın; unutacak kadar dolu ya da meÅŸgul deÄŸilim hiç bir ÅŸeyle; ama unutacak olsam, hep derim: Giderim, gitmek lazım gelir…

Hep “bir yerlere varacağım” sanarak yaşıyor insan. Sonuçta ne kadar gitsek bile gideceÄŸimiz bir yer yok. Aradığımız bir yer bile yok aslında.Varılacak son yer yine biz, gittiÄŸimiz her yer yine biz. Önemli olan gidilecek bir yer beklememek. Varılacak bir son ummamak. En iyisi yolda olmak… Yolun o güzelliÄŸini görmek. Ufka gözleri dikip varış  noktası aramak, yola yazık eder. Kenarlardaki otları, çiçekleri görmek; daÄŸlara taÅŸlara bakmak ve aşılacak yerin onlar olmadığını anlayabilmek… En iyisini tek cümleyle ile söylemiÅŸ: Yollar bize memleket…

Kimileri aradıkları memleketi yeryüzünde aramıyor. İçlerinde gezdiriyor.

Memleket arayanlarla, içinde memleket gizli olanların mezhebi farklı.

IMG_7498Unutmadan, 19 Temmuz’da Harbiye Açık Hava Tiyatrosu’nda Yeni Türkü 30. yıl konserini verecek.

Detayları Yeni Türkü linkinde bulabilirsiniz.



Haz 23 2009

İstanbul Keyfi

Yahya Kemal demiÅŸ ki; “İstanbul’u sevmezse gönül, aÅŸktan ne anlar?”

İnsan gerçekten de boÄŸaza gezintiye çıkınca İstanbul’un mavi sularına tekrar tekrar aşık olabiliyor.

IMG_7421Babamın arkadaÅŸlarından birisi vaktinde, epey gençken Yahya Kemal’in bulunduÄŸu sofralardan birinde bulunmuÅŸ. Yahya Kemal’in yanında bir hanım varmış. İlerleyen saatlerde Yahya Kemal’e sormuÅŸ: “Beni seviyor musun?” Ve tam bir İstanbul aşığı olan, kalbi hemen her zaman bu ÅŸehir için atan Yahya Kemal; “Sen benim İstanbul’umsun” diye cevaplamış. Ne olsa beÄŸenirsiniz? Hanım bu sözü pek idrak edememiÅŸ. Bu sebepten de Yahya Kemal kendisinden ayrılmış. İnsan üzülüyor tabii, bir çok kadın çöl gibi adamlarla idare etmek durumundayken kimileri deryaları bulmuÅŸ olup neyi bulduÄŸunun farkında olmuyor…  Bu konu apayrı bir mesele…

Asıl diyeceÄŸim; geçenlerde Rumelihisarı’na gittim. Bilirsiniz orda kafelerin epey yoÄŸun olduÄŸu bir yer vardır. Biz ise sadece tesadüfen Lokma Kafe’ye girdik. İlk defa gittiÄŸim bir yerdi.

Okumaya devam edin


Haz 8 2009

Yalnız Adaya Özlem

Issız AdaBir çoklarınız yazın sıcağının bastırdığı bugünlerde, çalışmak durumunda olduğunuz için Ege sahilleri ile ilgili bir yazıyı okumaktan hicap duyabilirsiniz. Bu duruma hak vermemek de mümkün değil. Affınıza sığınarak ben yine de bugünlerdeki en büyük özlemimi anlatacağım. Yazı boyunca, geçen yaz çektiğim fotoğrafları tıklayıp oralara gidebilirsiniz. Bu sene bir engel çıkmazsa orda daha uzun kalabileceğim ve umarım daha güzel fotolarla geri dönmüş olacağım.

picture-038Küçüklüğümden beri yazları Ayvalık’a giderim. Peder ve validenin iÅŸleri de onlara tüm yaz tatil yapma imkanı verdiÄŸinden ve ben de zamanında öğrenci olduÄŸumdan neredeyse tüm yazı orada geçirdiÄŸim söylenebilir. Yazlık evler belki baÅŸka aileler için gerekli olmayabilir. Uzun sürekli kalmak için vakit gerekli her ÅŸeyden önce… Okumaya devam edin