İstanbul Arkeoloji Müzesi
Bu aralar işim gücüm yok. En ağır iş, yaşamanın kendisi oldu gibi geliyor.
Bu güzel havalarda insan kendini eve kapatma eziyetini kendine etmemeli diye düşündüğümden ihmal ettiğim İstanbu’a daha yakından bakmaya karar verdim. Makinayı alıp bölge bölge gezmemek, bu “en güzel şehre” ayıp etmek demek oluyor.
Kariye Müzesi
Kaç günden beri çıkarmayı düşünüp durduğum müze kartını bir gün içinde aldım. Müze kartı almak aklımda vardı; ama haftasonu için bir yere gitme planım yoktu. Fakat yine şartlar bir araya geldi ve gezmek için her türlü koşul oluştu.
Dolayısıyla yolumuz önce Haliç’te kahvaltıya daha sonra da Balat’ın arka sokaklarına düştü. Hazır gelmişken Kariye Müzesi’ni gezelim dedik. Daha sonra da yakın civarlarda uzaktan uzağa bir binaya gözüm düştü ve fotoğrafını çekmek istedim. Burası Özel Fener Rum Lisesi’ymiş. Bina kırmızı ve çok heybetli. İnsan çok uzaktan bile binayı fark edebiliyor. Ben de yakınına gitmenin ve bir kaç fotoğrafını çekmenin iyi olacağını düşündüm.
Ordan da yakın olduğunu bildiğimiz Fener Rum Ortodoks Patrikanesi’ne kadar gittik. Orayı merak ettim ve havasını solumak istedim. Burada da fotoğraf çekme imkanı buldum.
Bugünlük az laf, çok fotoğraf…
Dönmek; Mümkün Mü Artık?
Bana göre unutmak; gitmek…
Giderken yanında götürmemek…
Dönmek, mümkün mü artık dönmek?
Onca yollardan sonra, yeniden yollara düşmek?
Neresi sıla bize? Neresi gurbet?
Yollar bize memleket…
Murathan Mungan’ın Yeni Türkü’den dinlemeye alışık olduğumuz güzel şiirlerinden biri daha. Dilime takıldı uzun zamandır. Gitmek, dönmek, kalmak, saymak, unutmak ve yeniden başlamak üzerine düşünüp dururken. Yanlış anlaşılmasın; unutacak kadar dolu ya da meşgul değilim hiç bir şeyle; ama unutacak olsam, hep derim: Giderim, gitmek lazım gelir…
Hep “bir yerlere varacağım” sanarak yaşıyor insan. Sonuçta ne kadar gitsek bile gideceğimiz bir yer yok. Aradığımız bir yer bile yok aslında.Varılacak son yer yine biz, gittiğimiz her yer yine biz. Önemli olan gidilecek bir yer beklememek. Varılacak bir son ummamak. En iyisi yolda olmak… Yolun o güzelliğini görmek. Ufka gözleri dikip varış noktası aramak, yola yazık eder. Kenarlardaki otları, çiçekleri görmek; dağlara taşlara bakmak ve aşılacak yerin onlar olmadığını anlayabilmek… En iyisini tek cümleyle ile söylemiş: Yollar bize memleket…
Kimileri aradıkları memleketi yeryüzünde aramıyor. İçlerinde gezdiriyor.
Memleket arayanlarla, içinde memleket gizli olanların mezhebi farklı.
Unutmadan, 19 Temmuz’da Harbiye Açık Hava Tiyatrosu’nda Yeni Türkü 30. yıl konserini verecek.
Detayları Yeni Türkü linkinde bulabilirsiniz.
İstanbul Keyfi
Yahya Kemal demiş ki; “İstanbul’u sevmezse gönül, aşktan ne anlar?”
İnsan gerçekten de boğaza gezintiye çıkınca İstanbul’un mavi sularına tekrar tekrar aşık olabiliyor.
Babamın arkadaşlarından birisi vaktinde, epey gençken Yahya Kemal’in bulunduğu sofralardan birinde bulunmuş. Yahya Kemal’in yanında bir hanım varmış. İlerleyen saatlerde Yahya Kemal’e sormuş: “Beni seviyor musun?” Ve tam bir İstanbul aşığı olan, kalbi hemen her zaman bu şehir için atan Yahya Kemal; “Sen benim İstanbul’umsun” diye cevaplamış. Ne olsa beğenirsiniz? Hanım bu sözü pek idrak edememiş. Bu sebepten de Yahya Kemal kendisinden ayrılmış. İnsan üzülüyor tabii, bir çok kadın çöl gibi adamlarla idare etmek durumundayken kimileri deryaları bulmuş olup neyi bulduğunun farkında olmuyor… Bu konu apayrı bir mesele…
Asıl diyeceğim; geçenlerde Rumelihisarı’na gittim. Bilirsiniz orda kafelerin epey yoğun olduğu bir yer vardır. Biz ise sadece tesadüfen Lokma Kafe’ye girdik. İlk defa gittiğim bir yerdi.
Tüm Suçumuz…
Yazmanın insanın içinden ne zaman geleceği belli olmuyor…
Kişi içinden geldi diye güzel yazacak mı illa? O da hiç belli olmuyor…
…
Ben çok düşündüm, sonra tekrar düşündüm.
Bir sonuca vardım.
Sonra tekrar düşündüm, bir sonuca vardım.
Sonra tekrar tekrar düşündüm.
Tefekkür ettim.
Nihayet sustum ve dedim:
“Her şey her zaman tam da olması gerektiği yerde ve herkes her zaman doğru yol üzerindedir.”
Bazıları uzun yolun başına daha yakın…
İnsanlar için bir şey yapamamak beni üzüyor.
Elimden el, zihnimden zihin katmak istiyorum.
Durmadan istiyorum. Kendim için değil.
Bu sebeple hakketmiyor muyum sihri?
Bu sanrı da cehaletin ta kendisinden ibaret.
İnsanoğlu ister durur; bilmez ki herkesin ödevi farklı.
Bir sihirli değneğim olsa da tüm çirkinlikleri gidersem…
E niyet güzel;
Lakin ya eşeğe idrak istemekte diretiyor isek?
Ya bizim de “naif” suçumuz “eşeğe idrak!” diye diretmekse?
Düşüğün tabiatındandır mahkumiyet ve eziyet…
Ben isterim yer, gök, her yaka esen olsun!
Aman isterken dikkat edelim; oluveriyor…
Lakin ya yanlış istemişsek?
Yahya Kemal…
Eskiden çok şiir okurdum gibi komik bir cümleyle yazıma başlamak istiyorum; ama evet, okurdum. En çok Cemal Süreya, Edip Cansever, Nazım Hikmet, Behçet Necatigil severim. Bunun yanında Türk Şiirleri Antolojisi (Ahmet Necdet) isimli seçme bir kitap, bana Türk Şiirini oldukça sevdirdi. O zamanlar hiç duymadığım şairleri ve tanınmadık iyi şiirleri bu kitap sayesinde keşfettim desem yalan olmaz. Kötü şiirlerle şiir okumaya başlayanlar genelde şiirden nefret eder. Benim başıma hiç böyle bir şey gelmedi. Bu sebepten size Ahmet Necdet’in bu şiir antolojisini tavsiye ederim. İçindeki şiirler; tarihin de, sözün de özünün özü…
Belli bir zamandan sonra da şiir konusunda Türkiye’de bana kalırsa bir boşluk oluştu. Umarım bu durum da yavaş yavaş değişir. Şimdi az ama öz yazıları, kısa cümlelerle ifade edilen derin anlamları pek göremiyoruz. Şiir yazmak için çok şey söylenebilir; ama bu konudaki en önemli yol gösterme işlerinden birini usta Behçet Necatigil bizzat “Bile Yazdı” kitabında yapmıştır.
TSM, Müzeyyen Senar ve Rakı Sofrası
Rakı sofralarında Türk Sanat Müziği’nin ustalarını dinlemek insana çok büyük keyif verir. Rakı sofrasının önemi de muhabbetinden ve müziğinden ileri gelir. Muhabbet, rakı ve TSM pek de birbirinden ayrılmaz.
Bir dönem lokallere, fasıllara epey gidiyorduk eğlenmek için. Fakat özellikle son dönemlerde ödediğiniz paranın karşılığını pek alamaz olduk. Ne yiyecekler iyi ne de müzik… Zaten asıl amaç güzel bir müzikle birlikte yemeği yemek … Biz de herhangi bir lokaldeki müziği beğenmez olunca artık pek gitmez olduk. Müzisyenler iyi olsa bile çalmıyorlar, fazla ara veriyorlar; çoğu toplulukta solist yok… Onun yerine evde toplanıp kendi sevdiğimiz müzikleri dinlemek daha iyi geliyor. Tabii tavsiye edebileceğiniz, bilmediğim, müzik açısından kaliteli, iyi bir lokal varsa merakla bekliyorum.
Penceremden…

Hayalime çok yakınım …
Her an olur da olmaz gibi …
Söz, tül gibi;
Düşünce, onun hemen arkasında.
Düşünce, tül gibi;
Gerçek, onun hemen arkasında.
Dile Kulaktan Başka Talip Yoktur
“Dile kulaktan başka talip yoktur.”
“Aynı dili konuşmak dostluğa vesiledir. Aynı dili konuşmayınca nasıl arkadaş olunur?”
“Dostundan ayrılan ne kadar konuşsa da dilsizdir.”
Mesnevi’yi Okurken…
Bir kaç önemli konu geldi aklıma. Bunlardan ilki doğru dinlemeden ne kadar uzak olduğumuz. Mesnevi’de bu konunun üzerinde çok durulmuş. Daha ilk beyitlerinin birinde diyor ki “Dile kulaktan başka talip yoktur.” Ve bir de meşhur söz “Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakinin anladığı kadardır.” var. Ben de derim ki keşke birazı anlaşılsa ama doğru anlaşılsa…