AÄŸu
20
2009
Sayfamda en çok gezi fotoÄŸraflarımı paylaÅŸmak istemiÅŸtim aslında başında; fakat sonra olaylar baÅŸka türlü geliÅŸti ve daha çok “yazı-yoÄŸun” bir sayfa halini alıverdi Ezgi’nin Günlüğü. Daha sırada bekleyen yurtdışı gezi fotoÄŸraflarım ve yorumlarım var; ama daha gelemedim oraya.
Okumaya devam edin
1 yorum | etiketler: Alcastra Bazaar, Ayasofya Camii, Ayasofya Kilisesi, İstanbul Turistik Yerler, Fotoğraf, Gezi, Kültür, photoblog, Ramazan, Sultanahmet, Sultanahmet Camii, Suriçi, Tarihi Türk Evleri, Touristic Places in Istanbul | konular 2009, Fotoğraf, Gezi, Kültür
AÄŸu
19
2009
Bu aralar işim gücüm yok. En ağır iş, yaşamanın kendisi oldu gibi geliyor.
Bu güzel havalarda insan kendini eve kapatma eziyetini kendine etmemeli diye düşündüğümden ihmal ettiÄŸim İstanbu’a daha yakından bakmaya karar verdim. Makinayı alıp bölge bölge gezmemek, bu “en güzel ÅŸehre” ayıp etmek demek oluyor.
Okumaya devam edin
4 yorum | etiketler: İstanbul Arkeoloji Müzesi Fotoğrafları, Çinili Köşk Müzesi, Bizans, Eski Şark Eserleri, Fotoğraf, Gülhane, Gülhane Gezisi, Gezi, Helenistik Çağ, Kültür, photoblog, Roma | konular 2009, Fotoğraf, Gezi, Kültür
AÄŸu
17
2009
Kaç günden beri çıkarmayı düşünüp durduğum müze kartını bir gün içinde aldım. Müze kartı almak aklımda vardı; ama haftasonu için bir yere gitme planım yoktu. Fakat yine şartlar bir araya geldi ve gezmek için her türlü koşul oluştu.
Dolayısıyla yolumuz önce Haliç’te kahvaltıya daha sonra da Balat’ın arka sokaklarına düştü. Hazır gelmiÅŸken Kariye Müzesi’ni gezelim dedik. Daha sonra da yakın civarlarda uzaktan uzaÄŸa bir binaya gözüm düştü ve fotoÄŸrafını çekmek istedim. Burası Özel Fener Rum Lisesi’ymiÅŸ. Bina kırmızı ve çok heybetli. İnsan çok uzaktan bile binayı fark edebiliyor. Ben de yakınına gitmenin ve bir kaç fotoÄŸrafını çekmenin iyi olacağını düşündüm.
Ordan da yakın olduÄŸunu bildiÄŸimiz Fener Rum Ortodoks Patrikanesi’ne kadar gittik. Orayı merak ettim ve havasını solumak istedim. Burada da fotoÄŸraf çekme imkanı buldum.
Bugünlük az laf, çok fotoÄŸraf…
Okumaya devam edin
3 yorum | etiketler: Balat, Eyüp, Fener Rum Ortodoks Patrikanesi, Fotoğraf, Gezi, Haliç, Kariye Müzesi, Kültür, Müze Kartı | konular 2009, Fotoğraf, Gezi, Kültür
Tem
10
2009
Bana göre unutmak; gitmek…
Giderken yanında götürmemek…
Dönmek, mümkün mü artık dönmek?
Onca yollardan sonra, yeniden yollara düşmek?
Neresi sıla bize? Neresi gurbet?
Yollar bize memleket…
Murathan Mungan’ın Yeni Türkü’den dinlemeye alışık olduÄŸumuz güzel ÅŸiirlerinden biri daha. Dilime takıldı uzun zamandır. Gitmek, dönmek, kalmak, saymak, unutmak ve yeniden baÅŸlamak üzerine düşünüp dururken. Yanlış anlaşılmasın; unutacak kadar dolu ya da meÅŸgul deÄŸilim hiç bir ÅŸeyle; ama unutacak olsam, hep derim: Giderim, gitmek lazım gelir…
Hep “bir yerlere varacağım” sanarak yaşıyor insan. Sonuçta ne kadar gitsek bile gideceÄŸimiz bir yer yok. Aradığımız bir yer bile yok aslında.Varılacak son yer yine biz, gittiÄŸimiz her yer yine biz. Önemli olan gidilecek bir yer beklememek. Varılacak bir son ummamak. En iyisi yolda olmak… Yolun o güzelliÄŸini görmek. Ufka gözleri dikip varış noktası aramak, yola yazık eder. Kenarlardaki otları, çiçekleri görmek; daÄŸlara taÅŸlara bakmak ve aşılacak yerin onlar olmadığını anlayabilmek… En iyisini tek cümleyle ile söylemiÅŸ: Yollar bize memleket…
Kimileri aradıkları memleketi yeryüzünde aramıyor. İçlerinde gezdiriyor.
Memleket arayanlarla, içinde memleket gizli olanların mezhebi farklı.
Unutmadan, 19 Temmuz’da Harbiye Açık Hava Tiyatrosu’nda Yeni Türkü 30. yıl konserini verecek.
Detayları Yeni Türkü linkinde bulabilirsiniz.
1 yorum | etiketler: 19 Temmuz 2009 Yeni Türkü Konseri, 30. Yıl Yeni Türkü Konseri, Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi, Cengiz Onursal, Dönmek; Mümkün Mü Artık?, Derya Köroğlu, Gitmek, Harbiye Açık Hava Tiyatrosu, Memleket, Murathan Mungan, Neresi sıla bize? Neresi gurbet?, Yeni Türkü, Yol, Yollar bize memleket | konular 2009, Edebiyat, Gezi, Kültür, Müzik, Nesir
Haz
23
2009
Yahya Kemal demiÅŸ ki; “İstanbul’u sevmezse gönül, aÅŸktan ne anlar?”
İnsan gerçekten de boÄŸaza gezintiye çıkınca İstanbul’un mavi sularına tekrar tekrar aşık olabiliyor.
Babamın arkadaÅŸlarından birisi vaktinde, epey gençken Yahya Kemal’in bulunduÄŸu sofralardan birinde bulunmuÅŸ. Yahya Kemal’in yanında bir hanım varmış. İlerleyen saatlerde Yahya Kemal’e sormuÅŸ: “Beni seviyor musun?” Ve tam bir İstanbul aşığı olan, kalbi hemen her zaman bu ÅŸehir için atan Yahya Kemal; “Sen benim İstanbul’umsun” diye cevaplamış. Ne olsa beÄŸenirsiniz? Hanım bu sözü pek idrak edememiÅŸ. Bu sebepten de Yahya Kemal kendisinden ayrılmış. İnsan üzülüyor tabii, bir çok kadın çöl gibi adamlarla idare etmek durumundayken kimileri deryaları bulmuÅŸ olup neyi bulduÄŸunun farkında olmuyor… Bu konu apayrı bir mesele…
Asıl diyeceÄŸim; geçenlerde Rumelihisarı’na gittim. Bilirsiniz orda kafelerin epey yoÄŸun olduÄŸu bir yer vardır. Biz ise sadece tesadüfen Lokma Kafe’ye girdik. İlk defa gittiÄŸim bir yerdi.
Okumaya devam edin
2 yorum | etiketler: Aromalı Kahve, İstanbul Keyfi, Beşiktaş Yiyecek İçecek, Bebek, Boğaz Manzarası, Fajita, Irish Cream, Kakuleli Türk Kahvesi, Lokma Kafe, Nerde Fajita Yenir, Noodle, Rumeli Hisarı | konular 2009, Edebiyat, Gezi, Nesir
Haz
23
2009
Yazmanın insanın içinden ne zaman geleceÄŸi belli olmuyor…
KiÅŸi içinden geldi diye güzel yazacak mı illa? O da hiç belli olmuyor…
…
Ben çok düşündüm, sonra tekrar düşündüm.
Bir sonuca vardım.
Sonra tekrar düşündüm, bir sonuca vardım.
Sonra tekrar tekrar düşündüm.
Tefekkür ettim.
Nihayet sustum ve dedim:
“Her ÅŸey her zaman tam da olması gerektiÄŸi yerde ve herkes her zaman doÄŸru yol üzerindedir.”
Bazıları uzun yolun başına daha yakın…
İnsanlar için bir şey yapamamak beni üzüyor.
Elimden el, zihnimden zihin katmak istiyorum.
Durmadan istiyorum. Kendim için değil.
Bu sebeple hakketmiyor muyum sihri?
Bu sanrı da cehaletin ta kendisinden ibaret.
İnsanoğlu ister durur; bilmez ki herkesin ödevi farklı.
Bir sihirli deÄŸneÄŸim olsa da tüm çirkinlikleri gidersem…
E niyet güzel;
Lakin ya eÅŸeÄŸe idrak istemekte diretiyor isek?
Ya bizim de “naif” suçumuz “eÅŸeÄŸe idrak!” diye diretmekse?
Düşüğün tabiatındandır mahkumiyet ve eziyet…
Ben isterim yer, gök, her yaka esen olsun!
Aman isterken dikkat edelim; oluveriyor…
Lakin ya yanlış istemişsek?
yorum yok | etiketler: İdrak, Bütün Suç, Düşünmek, Doğru Yol, Eşek, Ev Ödevi, Her Yol, Naif Suç, Sonuç, Tüm Suç, Tefekkür | konular 2009, Edebiyat, Nesir
Haz
13
2009
Eskiden çok ÅŸiir okurdum gibi komik bir cümleyle yazıma baÅŸlamak istiyorum; ama evet, okurdum. En çok Cemal Süreya, Edip Cansever, Nazım Hikmet, Behçet Necatigil severim. Bunun yanında Türk Åžiirleri Antolojisi (Ahmet Necdet) isimli seçme bir kitap, bana Türk Åžiirini oldukça sevdirdi. O zamanlar hiç duymadığım ÅŸairleri ve tanınmadık iyi ÅŸiirleri bu kitap sayesinde keÅŸfettim desem yalan olmaz. Kötü ÅŸiirlerle ÅŸiir okumaya baÅŸlayanlar genelde ÅŸiirden nefret eder. Benim başıma hiç böyle bir ÅŸey gelmedi. Bu sebepten size Ahmet Necdet’in bu ÅŸiir antolojisini tavsiye ederim. İçindeki ÅŸiirler; tarihin de, sözün de özünün özü…
Belli bir zamandan sonra da ÅŸiir konusunda Türkiye’de bana kalırsa bir boÅŸluk oluÅŸtu. Umarım bu durum da yavaÅŸ yavaÅŸ deÄŸiÅŸir. Åžimdi az ama öz yazıları, kısa cümlelerle ifade edilen derin anlamları pek göremiyoruz. Åžiir yazmak için çok ÅŸey söylenebilir; ama bu konudaki en önemli yol gösterme iÅŸlerinden birini usta Behçet Necatigil bizzat “Bile Yazdı” kitabında yapmıştır.
Okumaya devam edin
yorum yok | etiketler: Ahmet Agah, Ahmet Necdet, Şair, Şiir, İdrak, Behçet Necatigil, Bile Yazdı, Cemal Süreya, Cumhuriyet Dönemi Şairleri, Dönülmez Akşamın Ufkundayız, Edebiyat, Edip Cansever, Emel Sayın, Kültür, Münir Nurettin, Müzeyyen Senar, Nazım Hikmet Ran, Orhan Veli, Rindlerin Akşamı, Sessiz Gemi, Türk Şiirleri Antolojisi, Vefa Lisesi, Yahya Kemal Beyatlı | konular Alıntılar, Edebiyat, Kültür, Şiir
Haz
12
2009
Rakı sofralarında Türk Sanat MüziÄŸi’nin ustalarını dinlemek insana çok büyük keyif verir. Rakı sofrasının önemi de muhabbetinden ve müziÄŸinden ileri gelir. Muhabbet, rakı ve TSM pek de birbirinden ayrılmaz.
Bir dönem lokallere, fasıllara epey gidiyorduk eÄŸlenmek için. Fakat özellikle son dönemlerde ödediÄŸiniz paranın karşılığını pek alamaz olduk. Ne yiyecekler iyi ne de müzik… Zaten asıl amaç güzel bir müzikle birlikte yemeÄŸi yemek … Biz de herhangi bir lokaldeki müziÄŸi beÄŸenmez olunca artık pek gitmez olduk. Müzisyenler iyi olsa bile çalmıyorlar, fazla ara veriyorlar; çoÄŸu toplulukta solist yok… Onun yerine evde toplanıp kendi sevdiÄŸimiz müzikleri dinlemek daha iyi geliyor. Tabii tavsiye edebileceÄŸiniz, bilmediÄŸim, müzik açısından kaliteli, iyi bir lokal varsa merakla bekliyorum.
Okumaya devam edin
4 yorum | etiketler: Ahmet Necdet, Şair, Şiir, Behçet Necatigil, Bile Yazdı, Cemal Süreya, Dönülmez Akşamın Ufkundayız, Edebiyat, Edip Cansever, Emel Sayın, Emel Sayın Münir Nurettin Selçuk Söylüyor, Münir Nurettin Selçuk, Müzeyyen Senar, Nazım Hikmet, Rakı Sofrası, Rindlerin Akşamı, Türk Şiirleri Antolojisi, Türk Sanat Müziği, TSM, ya aşk içinde gönül, Ya şevk içinde harâb ol, Yahya Kemal Beyatlı, Zeki Müren | konular Alıntılar, Edebiyat, Kültür, Müzik, Şiir
Haz
10
2009

Hayalime çok yakınım …
Her an olur da olmaz gibi …
Söz, tül gibi;
Düşünce, onun hemen arkasında.
Düşünce, tül gibi;
Gerçek, onun hemen arkasında.
1 yorum | etiketler: Şiir, Düşünce, Gerçek, Hayal, Söz, Tül, Uzak, Yakın | konular 2009, Edebiyat, Şiir
Haz
7
2009
“Dile kulaktan baÅŸka talip yoktur.”
“Aynı dili konuÅŸmak dostluÄŸa vesiledir. Aynı dili konuÅŸmayınca nasıl arkadaÅŸ olunur?”
“Dostundan ayrılan ne kadar konuÅŸsa da dilsizdir.”
Mesnevi’yi Okurken…
Bir kaç önemli konu geldi aklıma. Bunlardan ilki doÄŸru dinlemeden ne kadar uzak olduÄŸumuz. Mesnevi’de bu konunun üzerinde çok durulmuÅŸ. Daha ilk beyitlerinin birinde diyor ki “Dile kulaktan baÅŸka talip yoktur.” Ve bir de meÅŸhur söz “Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakinin anladığı kadardır.” var. Ben de derim ki keÅŸke birazı anlaşılsa ama doÄŸru anlaşılsa…
Okumaya devam edin
yorum yok | etiketler: Cilt I, Dile kulaktan başka talip yoktur, Dostundan ayrılan ne kadar konuşsa da dilsizdir, Hz. Mevlana, Mesnevi-i Şerif, Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakinin anladığı kadardır | konular Edebiyat, Felsefe, Kitap, Tasavvuf, Şiir