Åžub
26
2010
Seneyi geçmiştir belki.
“Ben tülin gördüm.”
Pek çok kiÅŸi isminin anlamını bilmez. Bilmeyen pek çok insana rastladım. Anlamını bilmediÄŸim bir isim varsa mutlaka sorarım; ordan biliyorum. İsminin anlamını ya da benzer kelimelere niye benzediÄŸini merak bile etmemiÅŸ bir çok insan var. Eminim tülinin anlamını bilmeyen bir sürü “Tülin” vardır…
Geçen sene bu zamanlardan biraz erkendi belki. Ben Kilyos taraflarındaydım. Aile dostlarımızın evindeydik. Muhabbet, ÅŸarap, yemek; her ÅŸey çok güzeldi. Karadeniz ayazının Kilyos’a varması sayesinde hava, oldukça soÄŸuktu. Geç saatte dönülüyordu.
Okumaya devam edin
yorum yok | etiketler: ay, Ay Halkası, ayna, Hale, Hale Anlamı, Karadeniz, Kilyos, Moon Circle, Tülin, Tülin Anlamı | konular Edebiyat, Gezi, Nesir
Oca
15
2010
Nerede iyi, gerçekten iyi bir kişi görsem biliyorum ki mutsuz. Nerde iyi niyet bolluğundan kaygısızlaşmış; eli açık, gönlü açık birini görsem yine biliyorum ki mutsuz.
Nerede kötü, hatta iyilikle kötülüğün ayırdını artık yapamayacak halde olup bunu da bir takım felsefemsi kapaklarla satmaya çalışan birini görsem biliyorum ki “iÅŸleri tıkırında”.
KeÅŸke gerçekten iyi ve kötü ayrımının göründüğü gibi olmadığını derinlemesine biliyor olsalar veya keÅŸke baÅŸka bir düzeyde iyi ve kötü ayrımının gerçekten de baÅŸka olduÄŸunu hissetmiÅŸ olsalar…
Okumaya devam edin
yorum yok | etiketler: Ahlak, Ahlaksızlık, İyi, Deniz, Derin, Kötü, Mihenk, Mihenk Taşı, Mutsuz, Sığ | konular Edebiyat, Nesir, Tasavvuf
Oca
2
2010
Yaşlılık zor zanaat.
Kuzucuklarım biz bu 2010′a daha önce de girmemiÅŸ miydik? Hep aynı seneye mi giriyoruz nedir? Plak dönüyor da acaba sabit olan pikap iÄŸnesi biz miyiz?
Evet, bu cümleyi düşünüp düşünüp yeteri kadar moralinizi bozdu iseniz arkalara doğru ilerleyin canlarım. Burada kalabalık yapmayın.
Teee Ekim’den beri yazacağım da yazacağım. YaÅŸlılık jargonuna alışın artık siz de; kısmet bugüneymiÅŸ…
Arada neler oldu?
Ölüp ölüp dirildim; eÅŸraf da ölüp ölüp dirildi. Dirilikte karar kıldırdılar bizi ne sebepleyse… SaÄŸlık sorunları ÅŸimdilik terk eyledi; çok şükür.
Ondan sonra yüksek lisans bitirme tezimi bitireyim dedim; lakin o benim sosyal hayatımı bitirdi. Hoca da beğenmedi. Bazı yerlerde virgül koyacağıma noktalı virgül koymuşum ve daha bir çokları; fekat bu kusurları şubata kadar düzelteceğim. Süresi uzatılmış.
Sabaha karşı tufan koptu fena halde gök gürledi, yaÄŸmur yaÄŸdı. Gümbürtüyle uyandım zevk içinde. Takdir edersiniz ki zerrece korkum yok; oh dedim: Sonunda! Sonunda kıyamet kopuyor; yaÅŸasın! 2010′un ilk sevinci, belki de son sevinci olacak ve galiba sonunda herkes ölüyor! Tam neÅŸ-e içinde yatağımda dönüyordum ki baktım kıyamet kopmuyor.
Okumaya devam edin
yorum yok | etiketler: 2010, Barış Manço, Nane Limon Kabuğu, Yeni Yıl, Yeniyıl | konular Edebiyat, Felsefe, Kültür, Mizah, Nesir
AÄŸu
30
2009
İlgilenenler için kung-fu filmleri ile ilgili bir kaç bir ÅŸey yazabilirim; çünkü iyi olanların hepsini izlemiÅŸ bulunuyorum. Türkiye’de eriÅŸimi olan ve haberdar olduÄŸumuz tüm UzakdoÄŸu dövüş filmlerini tamamladım. Bir zamanlar Kore ve özellikle Güney Kore sinemasına odaklanmıştım ve iyi örneklerin çoÄŸunu izlemiÅŸtim. Åžimdi de aynı ÅŸekilde Çin efsanelerine dayanan ve geneli Çin yapımı olan Hero, Crouching Tiger Hidden Dragon ve House of Flying Daggers gibi çok bilinen ve çok baÅŸarılı filmlerin ardından pek duyulmamış (en azından buralarda), kıyıda kalmış aynı tarz filmleri araÅŸtırmaya baÅŸladım.
Okumaya devam edin
15 yorum | etiketler: 2046, Altın Çiçeğin Laneti, Ang Lee, Ünlü Sanat Yönetmenleri, Çin, Çin Filmleri, Butan, Crouching Tiger and Hidden Dragon, Curse of The Golden Flower, Fearless, Hero, House of Flying Daggers, Jade Warrior, Jet Li, Kahraman, Karate Filmleri, Kültür, Kore Filmleri, Koreografi, Martial Arts, Milarepa, Sinema, The Banquet, The Promise, Tibet, Uzakdoğu Dövüş Filmleri, Uzakdoğu Savaş Filmleri, Uzakdoğu Sineması, Warriors of Heaven and Earth, Wu Ji, Zhang Yimou, Zyang Ziyi | konular Kültür, Nesir, Sinema
AÄŸu
2
2009
Artık eminim. İstanbul platonik bana.
Niye bırakmasın yoksa peşimi?
Hazirandan beri; taaa hazirandan beridir gitmeye çalışıyorum burdan. Olmuyor.
Çoğunlukta kötü haberlere bağlı olarak burda kalıp duruyorum. Gidemiyorum.
Gitmeyi çok istediğimden olabilir mi? Olabilir; bilemiyorum.
Dışardan gezmedeyim, keyifteyim gibi görünüyor ya; değilim.
Yaşa gitsin diyorum kendime; şükür de öyleyse.

Sarıyer'in sırtlarından bir görünüm Temmuz 09
yorum yok | etiketler: İstanbul, İstanbul'un Karşılıksız Aşkı, Edebiyat, Gitmek, Keyif, Nesir, photoblog, Platonik Aşk, Sarıyer | konular Gezi, Kültür, Nesir, Psikoloji
Tem
23
2009
Hadi yafta ve etiket üzerine konuşalım.
Aslında konuÅŸmak deÄŸil benim amacım. KonuÅŸmak iyi; ama bunu iÅŸteÅŸlikten yani “karşılıklı olmaktan” çıkarasım var. En azından bu konuda. İki çift de lafım var:
Birilerini bir yerlere dahil etmeye mi çalışıyorsunuz? Bir kategoriye girsin diye mi zorlayacaksınız birinin idrakini? Hani oraya buraya sığsın, tepersem belki ÅŸuraya sığar diye… Yok. Yapmayın! Özellikle tek noktadan bakacaksanız ve idrakiniz bütünü algılamaktan çok uzaksa sakın yapmayın!
Okumaya devam edin
yorum yok | etiketler: At Gözlüğü, İdrak, Çok Yönlü, Etiket, Etiketleme, Gelişim, Kategori, Sosyoloji, Türkiye, Tek Yönlülük, Yafta, Yaftalama | konular Edebiyat, Felsefe, Kültür, Nesir, Psikoloji
Tem
10
2009
Bana göre unutmak; gitmek…
Giderken yanında götürmemek…
Dönmek, mümkün mü artık dönmek?
Onca yollardan sonra, yeniden yollara düşmek?
Neresi sıla bize? Neresi gurbet?
Yollar bize memleket…
Murathan Mungan’ın Yeni Türkü’den dinlemeye alışık olduÄŸumuz güzel ÅŸiirlerinden biri daha. Dilime takıldı uzun zamandır. Gitmek, dönmek, kalmak, saymak, unutmak ve yeniden baÅŸlamak üzerine düşünüp dururken. Yanlış anlaşılmasın; unutacak kadar dolu ya da meÅŸgul deÄŸilim hiç bir ÅŸeyle; ama unutacak olsam, hep derim: Giderim, gitmek lazım gelir…
Hep “bir yerlere varacağım” sanarak yaşıyor insan. Sonuçta ne kadar gitsek bile gideceÄŸimiz bir yer yok. Aradığımız bir yer bile yok aslında.Varılacak son yer yine biz, gittiÄŸimiz her yer yine biz. Önemli olan gidilecek bir yer beklememek. Varılacak bir son ummamak. En iyisi yolda olmak… Yolun o güzelliÄŸini görmek. Ufka gözleri dikip varış noktası aramak, yola yazık eder. Kenarlardaki otları, çiçekleri görmek; daÄŸlara taÅŸlara bakmak ve aşılacak yerin onlar olmadığını anlayabilmek… En iyisini tek cümleyle ile söylemiÅŸ: Yollar bize memleket…
Kimileri aradıkları memleketi yeryüzünde aramıyor. İçlerinde gezdiriyor.
Memleket arayanlarla, içinde memleket gizli olanların mezhebi farklı.
Unutmadan, 19 Temmuz’da Harbiye Açık Hava Tiyatrosu’nda Yeni Türkü 30. yıl konserini verecek.
Detayları Yeni Türkü linkinde bulabilirsiniz.
1 yorum | etiketler: 19 Temmuz 2009 Yeni Türkü Konseri, 30. Yıl Yeni Türkü Konseri, Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi, Cengiz Onursal, Dönmek; Mümkün Mü Artık?, Derya Köroğlu, Gitmek, Harbiye Açık Hava Tiyatrosu, Memleket, Murathan Mungan, Neresi sıla bize? Neresi gurbet?, Yeni Türkü, Yol, Yollar bize memleket | konular 2009, Edebiyat, Gezi, Kültür, Müzik, Nesir
Haz
23
2009
Yahya Kemal demiÅŸ ki; “İstanbul’u sevmezse gönül, aÅŸktan ne anlar?”
İnsan gerçekten de boÄŸaza gezintiye çıkınca İstanbul’un mavi sularına tekrar tekrar aşık olabiliyor.
Babamın arkadaÅŸlarından birisi vaktinde, epey gençken Yahya Kemal’in bulunduÄŸu sofralardan birinde bulunmuÅŸ. Yahya Kemal’in yanında bir hanım varmış. İlerleyen saatlerde Yahya Kemal’e sormuÅŸ: “Beni seviyor musun?” Ve tam bir İstanbul aşığı olan, kalbi hemen her zaman bu ÅŸehir için atan Yahya Kemal; “Sen benim İstanbul’umsun” diye cevaplamış. Ne olsa beÄŸenirsiniz? Hanım bu sözü pek idrak edememiÅŸ. Bu sebepten de Yahya Kemal kendisinden ayrılmış. İnsan üzülüyor tabii, bir çok kadın çöl gibi adamlarla idare etmek durumundayken kimileri deryaları bulmuÅŸ olup neyi bulduÄŸunun farkında olmuyor… Bu konu apayrı bir mesele…
Asıl diyeceÄŸim; geçenlerde Rumelihisarı’na gittim. Bilirsiniz orda kafelerin epey yoÄŸun olduÄŸu bir yer vardır. Biz ise sadece tesadüfen Lokma Kafe’ye girdik. İlk defa gittiÄŸim bir yerdi.
Okumaya devam edin
2 yorum | etiketler: Aromalı Kahve, İstanbul Keyfi, Beşiktaş Yiyecek İçecek, Bebek, Boğaz Manzarası, Fajita, Irish Cream, Kakuleli Türk Kahvesi, Lokma Kafe, Nerde Fajita Yenir, Noodle, Rumeli Hisarı | konular 2009, Edebiyat, Gezi, Nesir
Haz
23
2009
Yazmanın insanın içinden ne zaman geleceÄŸi belli olmuyor…
KiÅŸi içinden geldi diye güzel yazacak mı illa? O da hiç belli olmuyor…
…
Ben çok düşündüm, sonra tekrar düşündüm.
Bir sonuca vardım.
Sonra tekrar düşündüm, bir sonuca vardım.
Sonra tekrar tekrar düşündüm.
Tefekkür ettim.
Nihayet sustum ve dedim:
“Her ÅŸey her zaman tam da olması gerektiÄŸi yerde ve herkes her zaman doÄŸru yol üzerindedir.”
Bazıları uzun yolun başına daha yakın…
İnsanlar için bir şey yapamamak beni üzüyor.
Elimden el, zihnimden zihin katmak istiyorum.
Durmadan istiyorum. Kendim için değil.
Bu sebeple hakketmiyor muyum sihri?
Bu sanrı da cehaletin ta kendisinden ibaret.
İnsanoğlu ister durur; bilmez ki herkesin ödevi farklı.
Bir sihirli deÄŸneÄŸim olsa da tüm çirkinlikleri gidersem…
E niyet güzel;
Lakin ya eÅŸeÄŸe idrak istemekte diretiyor isek?
Ya bizim de “naif” suçumuz “eÅŸeÄŸe idrak!” diye diretmekse?
Düşüğün tabiatındandır mahkumiyet ve eziyet…
Ben isterim yer, gök, her yaka esen olsun!
Aman isterken dikkat edelim; oluveriyor…
Lakin ya yanlış istemişsek?
yorum yok | etiketler: İdrak, Bütün Suç, Düşünmek, Doğru Yol, Eşek, Ev Ödevi, Her Yol, Naif Suç, Sonuç, Tüm Suç, Tefekkür | konular 2009, Edebiyat, Nesir
Haz
9
2009
Çoğu zaman yazılan şeyler varması gereken asıl yere varamazlar; solukları kesilir. Yine de umut dünyası bu; belli olmaz diye yazılır.
Kalem, bir kuvvettir. Elinde tutmasını bilmeyene bu kuvvet pek görünmez. Ben mutluyum; çünkü biliyorum ki bazen kaleme sihir dokunuyor. Ne yazılsa “dönüşüyor.”
Okumaya devam edin
yorum yok | etiketler: Düşünce Akışı, Düşünce Kontrolü, Debi, Nehir, Nehir Akışı | konular Edebiyat, Nesir, Psikoloji