<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ezgi'nin Günlüğü &#187; Kitap</title>
	<atom:link href="http://ezgi.murekkep.org/kategori/edebiyat/kitap/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://ezgi.murekkep.org</link>
	<description>"Bir son yoktur asla, sonun tasarlanmış zenginliği vardır."</description>
	<lastBuildDate>Sat, 03 Jul 2010 09:12:24 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Dile Kulaktan Başka Talip Yoktur</title>
		<link>http://ezgi.murekkep.org/dile-kulaktan-baska-talip-yoktur</link>
		<comments>http://ezgi.murekkep.org/dile-kulaktan-baska-talip-yoktur#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Jun 2009 22:21:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ezgi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Cilt I]]></category>
		<category><![CDATA[Dile kulaktan başka talip yoktur]]></category>
		<category><![CDATA[Dostundan ayrılan ne kadar konuşsa da dilsizdir]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Mevlana]]></category>
		<category><![CDATA[Mesnevi-i Şerif]]></category>
		<category><![CDATA[Ne kadar bilirsen bil]]></category>
		<category><![CDATA[söylediklerin karşındakinin anladığı kadardır]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ezgi.murekkep.org/?p=1570</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Dile kulaktan başka talip yoktur.&#8221; &#8220;Aynı dili konuşmak dostluğa vesiledir. Aynı dili konuşmayınca nasıl arkadaş olunur?&#8221; &#8220;Dostundan ayrılan ne kadar konuşsa da dilsizdir.&#8221; Mesnevi&#8217;yi Okurken&#8230; Bir kaç önemli konu geldi aklıma. Bunlardan ilki doğru dinlemeden ne kadar uzak olduğumuz. Mesnevi&#8217;de bu konunun üzerinde çok durulmuş. Daha ilk beyitlerinin birinde diyor ki &#8220;Dile kulaktan başka talip [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><em><strong>&#8220;Dile kulaktan başka talip yoktur.&#8221;</strong></em></p>
<p style="text-align: right;"><em><strong>&#8220;Aynı dili konuşmak dostluğa vesiledir. Aynı dili konuşmayınca nasıl arkadaş olunur?&#8221;</strong></em></p>
<p style="text-align: right;"><em><strong>&#8220;Dostundan ayrılan ne kadar konuşsa da dilsizdir.&#8221;</strong></em></p>
<p style="text-align: left;"><em><strong>Mesnevi&#8217;yi Okurken&#8230;</strong></em></p>
<p style="text-align: left;"><em><a href="http://ezgi.murekkep.org/wp-content/uploads/2009/06/picture-652.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-1638" title="picture-652" src="http://ezgi.murekkep.org/wp-content/uploads/2009/06/picture-652.jpg" alt="picture-652" width="922" height="691" /></a>Bir kaç önemli konu geldi aklıma. Bunlardan ilki doğru dinlemeden ne kadar uzak olduğumuz. <strong>Mesnevi&#8217;de</strong> bu konunun üzerinde çok durulmuş. Daha ilk beyitlerinin birinde diyor ki <strong>&#8220;Dile kulaktan başka talip yoktur.&#8221;</strong> Ve bir de meşhur söz <strong>&#8220;Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakinin anladığı kadardır.&#8221;</strong> var. Ben de derim ki keşke birazı anlaşılsa ama doğru anlaşılsa&#8230;</em></p>
<p style="text-align: left;"><em><span id="more-1570"></span></em><em>Söylediklerimizi çoğu zaman karşı taraf, standart kalıplardan geçiriyor ve o süzgeçten bir de çarpıtarak çıkartıyor. Tasavvufta kelimelerin, şeylerin formsuzluğu mevcuttur ki; bildiklerimiz, ötesini engellemesin. Siz bir şey anlatırken, karşınızdaki sizin söylediklerinizi kafasında zaten mevcut olan, tanıdığı bir bölgeyle eşleştiriyor. Eşleştiremediği yerde benzetiyor. Anlattıklarınız onun bildiği şeylere hiç benzemiyorsa olsa bile çoğunlukla &#8220;baştan&#8221; dinlemiyor. <strong>Bu yapılan, basit bir kimyasal işlem gibi: Tara, eşleştir, benzemiyorsa benzet, benzemiyorsa küfret!</strong> Sistemi böyle çalışanlar, o sistemi derhal yıkmalı ve zihnini bağımsızlığa kavuşturmalı. Bana kalırsa aksi takdirde böyle birinin herhangi bir konuda ilerlemesine imkan yok.</em></p>
<p style="text-align: left;"><em><a href="http://ezgi.murekkep.org/wp-content/uploads/2009/06/picture-625.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-1637" title="picture-625" src="http://ezgi.murekkep.org/wp-content/uploads/2009/06/picture-625.jpg" alt="picture-625" width="922" height="691" /></a>Siz bir beşgenden bahsediyorsanız ve karşınızdakinin kafasında sadece dörtgen varsa, sadece tebliğ edebilirsiniz. Karşınızdakinin algısını baştan yaratamazsınız. Hatta o beşgeni dörtgene sığdıramıyor olduğunuzdan bir de suçlanırsınız. Beni rahatlatan tek şey, bu kabilden bir kimsenin, bir gün &#8220;yalnız üçgeni biliyor olana&#8221; dörtgeni anlatmaya çalışmak zorunda kalacağı&#8230; Kafasında &#8220;dörtgen&#8221; şekli olmayanın, onun bildiklerini üçgene sığdıramıyor olmasından dolayı kendisini suçlayacak olması&#8230;</em></p>
<p style="text-align: left;"><em>Çok önemli başka bir konu herhangi bir şeyin putperestliğini yapmamak. Putperestliğini yaptığınız şeyin ne olduğu hiç önemli değil. Bir nesne, bir fikir sizin için tapınmaya, bağımlılığa, körlüğe, yadsımaya vesile ise özgür kalmanız zordur. Doğru dinlemeniz ve değerlendirmeniz zordur. Belirli hiç bir şeye düşünceyi yaslayamayız. O takdirde kıyısı köşesi belli bir pencere açmış oluruz ve karşımızdaki şekil ne olursa olsun; her şeyi bu pencereye sığdırmaya çalışırız.</em></p>
<p style="text-align: left;"><em><a href="http://ezgi.murekkep.org/wp-content/uploads/2009/06/picture-1012.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-1639" title="picture-1012" src="http://ezgi.murekkep.org/wp-content/uploads/2009/06/picture-1012.jpg" alt="picture-1012" width="922" height="691" /></a>Şu ifadeleri tasavvuf metinlerinde doğrudan göremezsiniz; okuduklarınızdaki izlerin peşine düşerseniz size görünürler. Derler ki: İşin özü sevmektir; ama iş ki sevmek ve bağlanmak senin ilerlemeni engellerse, sevdiğini bile terk et! <strong>Sevmek sana özgürlük vermiyorsa, o halde sevindir! Nerde kaldı bilgiye, zihne ve zihnin aldığı üç beş veriyle adam yargılamaya güvenmek?</strong> Bu konuya detayla giremeyeceğim; çünkü &#8220;kısıtlı&#8221; algıya göre zaten şimdiden bir hatada bulunup &#8220;sevdiğini terk et&#8221; dedim. Aslında kast ettiğim görünen anlamda bir terk değil; ama bunu tam olarak ifade etmek için konuyu çok uzun tutmak gerek.</em></p>
<p style="text-align: right;"><em><strong>&#8220;Aşktan her kimin elbisesi parça parça olmadıysa o, kötülüklerdeni hırstan ve kibirden temizlenmemiştir.&#8221;</strong></em></p>
<p style="text-align: left;"><em>Bir diğer konu ise Mesnevi&#8217;de de sıklıkla sözü edilen konu. Kişisel gelişimde ve eğitimde ariflerin üzerinde en çok durdukları konu &#8220;kibir&#8221; olmuş. Tasavvuf ise onun tamamen yok edilmesi &#8220;sende senin kalmaması&#8221; üzerine kurulu bir öğreti. Çünkü konu şu ki; beşgeni bilmeyen adam dörtgende diretir durur; çünkü kendi benliğine, bilgisine büyük güven içindedir ve karşısındakinin beşgeni ona göre yoktur. O görmediğine inanmaz; ama acaba beşgen o görmüyor diye yok mudur? Fazlası için zihindeki tüm taayyünler boşalmalı. Kibir, bilimde de ilerlemeyi durdurur. Farz-ı mahal birisi sadece gördüğüne inanıp dünyanın düz bir tepsi olduğunda diretirse, dünyanın gerçek şeklini bilene hakaretler yağdırabilir. Lakin o aslını bilmiyor diye dünya düz olamaz. Dünyanın düz olmadığını bilen, &#8220;düz&#8221; olduğu iddiasında bulunana kızabiliyor mudur acaba? Sanmıyorum.<br />
</em></p>
<p style="text-align: right;"><em><strong>&#8220;Kasırga zayıf otlara acır, çünkü onlar kuvvetlerine güvenmezler.&#8221;</strong></em></p>
<p style="text-align: left;"><em>Bu yukardaki cümle Mesnevi&#8217;nin birinci cildinde dikkatimi çeken beyitlerden biri. Tabii bunun gibi onlarca var. Hem Budist öğretide hem de  tasavvuf öğretisinde, suyun yumuşak olduğundan; ama bu özelliğiyle kayaları aşındırdığından bahsedilir. <strong>Testisini aşağıda tutanın testisine su dolar. Çok sevdiğim bir sözdür. Su alçaktan akar&#8230; Suyun kadim anlamı da &#8220;bilgi&#8221;dir. Bu konuya sanırım daha fazla dikkat etmek gerek.</strong><br />
</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ezgi.murekkep.org/dile-kulaktan-baska-talip-yoktur/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aslan Tavşan Hikayesi</title>
		<link>http://ezgi.murekkep.org/aslan-tavsan-hikayesi</link>
		<comments>http://ezgi.murekkep.org/aslan-tavsan-hikayesi#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Jun 2009 17:26:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ezgi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Amil Çelebioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Arslan]]></category>
		<category><![CDATA[Özün Özü]]></category>
		<category><![CDATA[Çeviri]]></category>
		<category><![CDATA[Baskı]]></category>
		<category><![CDATA[Cilt]]></category>
		<category><![CDATA[Dil]]></category>
		<category><![CDATA[Dile Kulaktan Başka Müşteri Yoktur]]></category>
		<category><![CDATA[Fabl Türü]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Mevlana]]></category>
		<category><![CDATA[Mesnevi]]></category>
		<category><![CDATA[Mesnevi Anlaşılır Çeviri]]></category>
		<category><![CDATA[Mesnevi Arslan Tavşan Hikayesi]]></category>
		<category><![CDATA[Mesnevi Sade Dil]]></category>
		<category><![CDATA[Mesnevi-i Şerif]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana Celaleddin Rumi]]></category>
		<category><![CDATA[Süleyman Nahifi]]></category>
		<category><![CDATA[Tavşan]]></category>
		<category><![CDATA[Tercüme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ezgi.murekkep.org/?p=1555</guid>
		<description><![CDATA[Mesnevi-i Şerif, 25.700 beyitten oluşuyor ve toplam altı cilt. Ben henüz ilk cildini bitirebildim. Her beyitte bir çok anlam olduğundan kimseye hızlı ilerlemeyi tavsiye etmiyorum. Her anlamın bir görüneni bir de daha derinde olanı var. Yani hiç yoksa, sözlerin asgariden yine &#8220;iki&#8221; anlamı var. Beyitler sanki söylenmemiş de, söyleyenden taşmış gibi. Mevlana sözü söylemek için [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>Mesnevi-i Şerif, 25.700 beyitten oluşuyor ve toplam altı cilt. Ben henüz ilk cildini bitirebildim. Her beyitte bir çok anlam olduğundan kimseye hızlı ilerlemeyi tavsiye etmiyorum. Her anlamın bir görüneni bir de daha derinde olanı var. Yani hiç yoksa, sözlerin asgariden yine &#8220;iki&#8221; anlamı var.</em></p>
<p style="text-align: left;"><em>Beyitler sanki söylenmemiş de, söyleyenden taşmış gibi. Mevlana sözü söylemek için uğraşmamış; ama sözler çıkmak istemişler.</em></p>
<p style="text-align: left;"><em>Beğendiğim onca cümle ve hikaye içinden en çok tavşan ve aslan hikayesini sevdim. Bu hikayenin içeriği özet olarak şöyle:</em></p>
<p style="text-align: left;"><em><strong>&#8220;Arslan sürekli olarak avlanıyor ve ormandaki tüm hayvanları bu sebepten korkutuyor. Sonunda tüm hayvan halkı toplanıyor ve her gün aslana içlerinden bir kurban sunmaya karar veriyorlar. Arslan ise &#8220;benim tabiatım avlanmaktır, bana hazır sunulması benim için yakışık değil&#8221; dese de sonunda öneriyi kabul ediyor. </strong></em></p>
<p style="text-align: left;"><em><strong> </strong><strong>Bir süre hayvanların her gün birini kurban vermeleri devam ediyor ve sıra tavşana geliyor. Can korkusuyla kafası daha iyi çalışan tavşan sonunda aslana bir oyun etmeye karar veriyor. Arslanın yanına geç kalarak varıyor. Diyor ki &#8220;yolda bizi bir arslan harap etti, gelmemizi geciktirdi, size geldiğimi söyleyince &#8220;seni de şahını da pençemle yere sererim&#8221; dedi. Beni de bunu iletmem için gönderdi.&#8221; Arslan çok sinirleniyor ve tavşanının oyununa geliyor. &#8220;Beni ona götür&#8221; diyor. Tavşan, arslanı bir kuyu başına getiriyor. Kuyuya bakan aslan ise hem tavşanı hem de kendi yansımasını görüyor. Aklı tavşanı değil de düşmanı algılayınca kendi ile savaşmak için kuyuya atlayıp can veriyor.&#8221; </strong></em><em>Bu hikayeden hemen sonra dökülen bazı beyitlere bakınız:</em></p>
<p style="text-align: right;"><em><strong>&#8220;O zalim sensin. Hata edip kendine lanet etmedesin.&#8221;</strong></em></p>
<p style="text-align: right;"><em><strong>&#8220;Sendeki kötü işler açıkça görülse şüphesiz sen, kendi kendine düşman olurdun.&#8221;</strong></em></p>
<p style="text-align: right;"><em><strong>&#8220;Kendi kuyunun derinliğine erişsen, o seni sırlarına agah ederdi.&#8221;</strong></em></p>
<p style="text-align: right;"><em><strong>&#8220;Ey başkasının yüzünde çirkin bir ben gören, yazık ki o ben senin yüzünden akseder.&#8221;</strong></em></p>
<p style="text-align: right;"><em><strong>&#8220;Mavi bir şişeden baktın. Bu sebeple alemi baştan başa mavi gördün. Bu mavi renk senin eserinledir. Kötülüğünü bil, başkalarını kötü görme.&#8221;</strong></em><em><br />
</em></p>
<p style="text-align: left;">
<p style="text-align: left;"><em>Bildiğiniz gibi o dönem ve öncesinde yazılan bir çok eser, Hindistan&#8217;ın fabllarından etkilenmiş. Örneklemeler, hayvanlar üzerinden yapılmış ve didaktik anlatımlar onlar üzerinden gerçekleştirilmiş.</em></p>
<p style="text-align: left;"><em>Mesnevi&#8217;de enteresan şekilde kullanılan benzetmelerden biri Hintlilerin çirkin ve basit, Türkler&#8217;in ise güzel ve basiretli olması. Yine kadın-erkek temsili ile ilgili olarak hoş bulmadığım başka bir benzetme daha var. Kadın şehvetle, erkek ise akılla özdeşleştirilmiş. Tabii bu benzetmelerin benim anlayamadığım bir hikmetinin olma ihtimali de var. Sadece ilk bakışta böyle ayrımları yadsıyorum. Bana göre Hintli&#8217;nin Türk&#8217;ten güzeli; kadının da erkekten daha çok akla tekabül edeni muhakkak ki var. Önemli olan nokta şu ki: Mevlana aklı yüceltirken bir taraftan da bahsettiği konuların idraki için aklın da geride bırakılması gerektiği ve yetersiz kaldığını da belirtmiş.</em></p>
<p style="text-align: left;"><em>Mesnevi&#8217;de de sıklıkla şahlar, padişahlar da övüldüğüne göre demek ki yazılanları, ne olursa olsun dönemlerinden ayrı düşünemeyiz. Tanımlar için o dönemde yerleşmiş bir çok benzetme elbette ki kullanılıyor. Örneğin aslanın en yüce hayvan olması, diğer hayvanlardan çok adil olması gibi. Sarhoş edici yüzlerce hikaye ve beyitin içinde bunların lafının edilmesi çok da yerinde olmayabilir. Okyanustan bir bardak&#8230;</em></p>
<p><em>O kadar çok sayıda çarpıcı beyit var ki başlarda not alıyor olsam da hemen anladım ki en iyisi bunları biriktirmemek. Okurken tadını çıkarmak. Zira kaydetmekle bitmeyecek. Okuduğum bu olağanüstü şeyi mülk edinmemek daha iyi.</em></p>
<p style="text-align: left;"><em><img class="alignright size-medium wp-image-1593" title="278884_2" src="http://ezgi.murekkep.org/wp-content/uploads/2009/06/278884_2-207x300.jpg" alt="278884_2" width="207" height="300" />Eskiler daha ilgili tabii bu konularla. Konunun ilgilileri daha çok şerhleri okumaktan hoşlanıyorlar. Tabii eski şerhlerin anlaşılması çok da kolay değil. Bizim gibi gençlerin bunlara dili yetmiyor. Açıklamaları okumak için yeniden tercüme şart oluyor. Zaten çok kolay anlaşılmayan ve bir kaç anlam içeren bu metinlerin tercümesi de işi iyice zorlaştırıyor. Bu sebepten ben dil açısından kolay anlaşılır iyi bir çeviri buldum ve günümüz diline en yakınını okuyorum. Elbette ki beyitlerin ahengi, kafiyesi, ölçüsü bozuluyor. Bana sorarsanız, kafiyesini okuyup da ne dediğini anlayacağım derken bezmekten çok daha iyidir. İşin şeklinde değil, özünde kalmak yeğdir.</em></p>
<p style="text-align: left;"><em>Altında yazan yorumları da okuduktan sonra şu <strong><a href="http://www.ideefixe.com/Kitap/tanim.asp?sid=JWKEJ3O8I1MDSNMR0RS2" target="_blank">Mesnevi-i Şerif</a>&#8216;i</strong> almaya karar verdim. Anladım ki çok da doğru bir tercih olmuş. Bu linkten siz de bu çeviri için yapılmış yorumları okuyabilirsiniz. Süleyman Nahifi çevirmiş ve Amil Çelebioğlu da tercümeyi sadeleştirmiş.</em></p>
<p style="text-align: left;"><em>Birinci cildi bitirirken aklıma gelen bir çok şeyi bir sonraki yazımda paylaşacağım, bu yazımda düşündüklerimle ilgili genel bir fikir vermek istedim ve günümüz diline başarıyla sadeleştirilmiş olan baskısını önerdim.</em></p>
<p style="text-align: left;"><em>Okumaya karar verirseniz, ne mutlu&#8230;<br />
</em></p>
<p style="text-align: left;">
<p style="text-align: left;">
<p style="text-align: left;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ezgi.murekkep.org/aslan-tavsan-hikayesi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aşk-Elif Şafak</title>
		<link>http://ezgi.murekkep.org/ask-elif-safak</link>
		<comments>http://ezgi.murekkep.org/ask-elif-safak#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Mar 2009 22:03:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ezgi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[Aşk]]></category>
		<category><![CDATA[Şems-i Tebrizi]]></category>
		<category><![CDATA[Aziz Zahara]]></category>
		<category><![CDATA[Efsun]]></category>
		<category><![CDATA[Elif Şafak]]></category>
		<category><![CDATA[Elif Şafak-Aşk Yorumu]]></category>
		<category><![CDATA[Kerra Hatun]]></category>
		<category><![CDATA[Kimya Hatun]]></category>
		<category><![CDATA[Konya]]></category>
		<category><![CDATA[Kural]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana Celaleddin Rumi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ezgi.murekkep.org/?p=1139</guid>
		<description><![CDATA[Kızgınlıkla hayranlık arasında bir yerde sıkıştım kaldım. Daha önce Elif Şafak&#8217;ın herhangi bir romanını okumuşluğum yoktu. Ortaokulda zorla okuttukları eski Türk romancılarının insanı bedbaht eden hikayelerinden olacak; uzun süredir yaklaşmıyorum Türk yazarlara. Kaldı ki zaten roman okumak pek keyif vermiyor bana. Okuduklarım varsa yoksa ilme katkı sağlasın, ilerletsin; kurguya dokunmasın gerçek olsun. Bir arkadaşım ısrarla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><img class="alignleft size-medium wp-image-1167" title="00100205" src="http://ezgi.murekkep.org/wp-content/uploads/2009/03/00100205-200x300.jpg" alt="00100205" width="200" height="300" />Kızgınlıkla hayranlık arasında bir yerde sıkıştım kaldım. Daha önce <strong>Elif Şafak&#8217;ın</strong> herhangi bir romanını okumuşluğum yoktu. Ortaokulda zorla okuttukları eski Türk romancılarının insanı bedbaht eden hikayelerinden olacak; uzun süredir yaklaşmıyorum Türk yazarlara. Kaldı ki zaten roman okumak pek keyif vermiyor bana. Okuduklarım varsa yoksa ilme katkı sağlasın, ilerletsin; kurguya dokunmasın gerçek olsun. </em></p>
<p><em>Bir arkadaşım ısrarla &#8220;okumalısın&#8221; dedi bu kitabı. Konusunun <strong>Mevlana ve Şems&#8217;in</strong> dostluğu olduğunu öğrenince istek duymadım değil; ama diyorum ya roman okuyacağıma genellikle ansiklopedik bilgileri tercih ederim ben. Yanlış bir şey bulaşmasın öğreneceklerime diye. Ya da yüzeysel anlatımlar, doğru bildiklerimle çelişmesin diye. Lakin kitap hediye edilince ve bir kaç sayfasını okuyunca durduramadım okumayı. Su gibi akışıyla kitap anında bitirtti kendini. </em><span id="more-1139"></span></p>
<p><em><img class="alignright size-medium wp-image-1161" title="d7527173696ea28757a87802b" src="http://ezgi.murekkep.org/wp-content/uploads/2009/03/d7527173696ea28757a87802b-205x300.jpg" alt="d7527173696ea28757a87802b" width="205" height="300" />İlgiliyim Aşk&#8217;ta anlatılan konularla. Tasavvuf konusunda da derinlemesine okumuşluğum var. O yüzden Şems &#8211; Mevlana dedin mi; aman derim bildiklerimle çelişmesin. Sonra ne yazılana saygım kalır ne sanatçıya&#8230; İşte Elif Şafak&#8217;ın son romanı da dediklerimi tersten söyletti bana. Ne yanlışı; haşa! Doğruya hakim olmuş, onu içine tam anlamıyla sindirmiş ve doğallaştırmış bir bayan yazar buldum karşımda. Üçüncü dünya ülkesinde yaşamaktan olacak; özellikle bayan köşe yazarlarını ve yazarları daha büyük bir ilgiyle takip ediyorum. Bu konuda yeterliliklerini gördükçe içimde tuhaf bir mutluluk oluyor. Hayatım boyunca hayal edeceğim ve yazmak istediğim kitabı yazmış çıkarmış karşıma Elif Şafak. İşte bundandır öfkem, mutluluğum ve saygım. Hayalimi sayfalara basmış evime yollamış. Öfke tabii ki latife; sonsuz saygılıyım böylesine iyi işlere.<br />
</em></p>
<p><em><img class="alignleft size-medium wp-image-1159" title="00123" src="http://ezgi.murekkep.org/wp-content/uploads/2009/03/00123-214x300.jpg" alt="00123" width="214" height="300" />Kitap, <strong>Kerra Hatun&#8217;un</strong>, Mevlana&#8217;nın evlatlığı <strong>Kimya Hatun&#8217;un</strong>, Mevlana&#8217;nın iki oğlunun, Şems&#8217;in, bir fahişenin, bir dilencinin, bir katilin, bir ermişin ağzından dökülüyor. Her yönden ve her gözden bakıyor. Anlatım son derece doğal. Sadece benim bir beklentim varsa kitapta cevap bulmayan; o da tasavvufa biraz daha &#8220;derinlemesine&#8221; girilmesi idi. Pratik olarak </em><em>yaşamın içinden örnekler ve hikayelerle </em><em>şeriat ile hakikat yolu arasındaki ayrım açıklıkla belirtilmiş . Yine de biraz daha detaya girmek ve konuyla halihazırda ilgili olanlara araştırılacak ya da öğrenilecek bir şeyler sunmak ve okurların içinde varolan mistisizmi uyandırmak ayrı bir lezzet katabilirdi kitaba. Yine de konuyla hiç ilgisi olmayanların dikkatini çekebilir ve onları yönlendirebilir. Ayrıca birden aklıma geldi; kitap yazmanın misyonu olmayabilir de. Derinlemesine ilgilenecek olanlar yollarını elbette ki bulacaktır.<br />
</em></p>
<p><em><img class="alignright size-medium wp-image-1160" title="10-mevlevi" src="http://ezgi.murekkep.org/wp-content/uploads/2009/03/10-mevlevi-179x300.jpg" alt="10-mevlevi" width="179" height="300" />Hep düşündüğüm, gördüğüm, okuduğum, yaşadığım harika şeyden bahsediyor kitap adı üstünde: <strong>Aşk!</strong> Ayrımını yapmamış aşkın. Ne cinsi aşk ne ilahi aşk ne şu ne bu. Sadece aşk. Zaten anlatım ve kitap son derece soyutlanmış &#8220;ikilik&#8221;ten yani ayrımdan. Birliğin gözünün içine girmiş. Yazarı bu konuda özellikle tebrik etmek gerekiyor. İnsan bu noktayı görebilirse, bir sonraki noktası ne olur acaba? Hep bunu düşünüyorum. İnsan &#8220;bir&#8221;den bakarsa, herkesin &#8220;tek&#8221; olduğunu görür; dünyanın en çirkinini, en şanssızını, dünyanın en güzelinden farklı görmezse bunun sonrasında söyleyecek sözü kalır mı acaba? Güzeli, mükemmeli sevmek kolay. Sever misin çirkini, zaafı olanı, basiti de? Sevebiliyorsan, suskun olursun&#8230; Kulak kesilirsin. Dilin kalmaz.Uzak olursun çok konuşanlardan. Tarafsız olursan zeval gelmez sana. Kötü, korkar senden; cahil, zarar veremez sana.<br />
</em></p>
<p><em>Öyle güzel anlatmış ki <strong>AŞK</strong>, sevginin kırk kuralını da. <strong>Kuralı olur muymuş sevginin? Kuraldan korunmanın kurallarıysa bunlar; evet olur!</strong></em></p>
<p><em><img class="alignleft size-medium wp-image-1163" title="mevlevi-semazen" src="http://ezgi.murekkep.org/wp-content/uploads/2009/03/mevlevi-semazen-240x300.gif" alt="mevlevi-semazen" width="240" height="300" />Kırk kuralın kırkını da yazmak isterdim buraya. Etrafı efsunlamak gibi olurdu bu. Ben sadece kendime kaydediyorum kitaptaki efsunu. Gerçekle efsunlanmak isteyenler, Elif Şafak&#8217;a bu mistik konuyu bu kadar tarafsız ve sade anlatmasından ötürü teşekkür etsinler. Tabii ki konunun erbablarına ve aktarımını yüzyıllardır sağlayanlara da. Ben de Mevlana, Şems ve benzerleri gibi gerçek aşıklarının derinliklerinden ve yoğunluklarından dolayı bir kez daha onlara minnettar olayım.<br />
</em></p>
<p><em>Benim için yeni bir şeyler söylemedi kitap. Bildiğim, duyduğum dinlediğim şeyleri anlattı yeniden. Ama açıklıkla, sadelikle ve bir nehir gibi anlattı.</em><em> Başını eğmenin güzelliğini öğretecek bu kitap; insan olmanın gururuyla. Sessizliğe yakın durmayı; boşa konuşmamayı hissettirecek. Eğer gevezeysen ve gürültücüysen; hala görememekteysen ufkun yedi rengini&#8230;Gördüğün renklerin güzelliğini göremediysen ve beyazdan geldiklerini&#8230; Al takkeni önüne, ilk denk gelen kitapçıya&#8230;</em></p>
<p><em><strong>Şems&#8217;in diliyle: Dünyayı sular seller götürse, bundan ördeğe ne? Aşkı bil, onda yüz.<br />
</strong></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ezgi.murekkep.org/ask-elif-safak/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>72</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Güneşe Bakmak-Ölümle Yüzleşmek</title>
		<link>http://ezgi.murekkep.org/gunese-bakmak-olumle-yuzlesmek</link>
		<comments>http://ezgi.murekkep.org/gunese-bakmak-olumle-yuzlesmek#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Mar 2009 07:39:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ezgi</dc:creator>
				<category><![CDATA[2009]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Nesir]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Anksiyete]]></category>
		<category><![CDATA[Ölüm Korkusu]]></category>
		<category><![CDATA[Ölümle Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Karanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Bilişsel Davranışçı Görüş]]></category>
		<category><![CDATA[Existential Psycotherapy]]></category>
		<category><![CDATA[Freudyen Görüş]]></category>
		<category><![CDATA[Güneşe Bakmak]]></category>
		<category><![CDATA[Gerçeklik]]></category>
		<category><![CDATA[Irvin D. Yalom]]></category>
		<category><![CDATA[Kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[Metafor]]></category>
		<category><![CDATA[Nazım Hikmet Ran]]></category>
		<category><![CDATA[Nevroz]]></category>
		<category><![CDATA[Nevroz Sebepleri]]></category>
		<category><![CDATA[Obje İlişkileri Görüşü]]></category>
		<category><![CDATA[Psikofarmolojik Görüş]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji Kitabı]]></category>
		<category><![CDATA[Ruhtaki İyileşme]]></category>
		<category><![CDATA[Sav]]></category>
		<category><![CDATA[Sigmund Freud]]></category>
		<category><![CDATA[Somut]]></category>
		<category><![CDATA[Son Otobüs]]></category>
		<category><![CDATA[Staring At The Sun Overcoming The Terror Of Death]]></category>
		<category><![CDATA[Terapi]]></category>
		<category><![CDATA[Travmatik]]></category>
		<category><![CDATA[Varoluşçu Psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[Varoluşçuluk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ezgi.murekkep.org/?p=899</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;İyice yaklaştı bana büyük karanlık. Artık ne kibri nazırın, ne katibin şakşağı. Tas tas ışık döküyorum başımdan aşağı, Güneşe bakabiliyorum gözüm kamaşmadan.&#8221; Nazım Hikmet Ran,  Son Otobüs Irvin D. Yalom, her ne kadar hasta-doktor ilişkisini zayıflatacak şekilde hasta gizliliğine önem vermediği düşünüldüğünden eleştirilse de yıllardır biriktirdiği önemli deneyimleri, meslektaşı olan-olmayan herkes tarafından önemsenmeli. Özellikle son [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><span style="color: #800000;"><em>&#8220;İyice yaklaştı bana büyük karanlık.<br />
Artık ne kibri nazırın, ne katibin şakşağı.<br />
Tas tas ışık döküyorum başımdan aşağı,<br />
Güneşe bakabiliyorum gözüm kamaşmadan.&#8221;</em></span></p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #800000;"><em>Nazım Hikmet Ran,  <a href="http://www.siirdostu.com/siirler/12341/nazim_hikmet/son_otobus.html" target="_blank">Son Otobüs</a></em></span></p>
<p style="text-align: left;"><em><strong><img class="size-medium wp-image-915 alignright" title="297232_2" src="http://ezgi.murekkep.org/wp-content/uploads/2009/03/297232_2-207x300.jpg" alt="297232_2" width="207" height="300" />Irvin D. Yalom</strong>, her ne kadar hasta-doktor ilişkisini zayıflatacak şekilde hasta gizliliğine önem vermediği düşünüldüğünden eleştirilse de yıllardır biriktirdiği önemli deneyimleri, meslektaşı olan-olmayan herkes tarafından önemsenmeli. Özellikle son kitabı <strong>Güneşe Bakmak-Ölümle Yüzleşmek</strong>&#8216;te artık <strong>terapi hikayeleri</strong>ni anlatmaktan çıkmış, kendi korkularıyla ilgili olarak son derece açık olmuş, kendini dışarıya karşı korumaktan çok açıkça <strong>ölüm korkusu</strong>nun nasıl üstesinden gelmeye çalıştığını anlatmış. </em></p>
<p style="text-align: left;"><em>Kişisel ilgi alanım olduğu için, psikoloji kitaplarını oldukça severek okuyorum. Çok uzun süredir bir çok sanat dalında <strong>&#8220;gerçeklik&#8221;</strong> bana <strong>&#8220;kurgu&#8221;</strong>dan daha iyi ve geliştirici geliyor. Özellikle Irvin Yalom&#8217; un kitapları benim için oldukça özel ve neredeyse tamamını bitirmemiş olmamın nedeni, &#8216;olur da başka kitap yazmaz da okuyamam&#8217; korkusudur. </em></p>
<p><span id="more-899"></span></</p>
<p style="text-align: left;"><em></em><em><a href="http://www.ideefixe.com/Kitap/tanim.asp?sid=J73T3YOJAP2PS7OIUJY7" target="_blank"><strong><img class="size-full wp-image-916 alignleft" title="975-8240-12-8kswcri" src="http://ezgi.murekkep.org/wp-content/uploads/2009/03/975-8240-12-8kswcri.jpg" alt="975-8240-12-8kswcri" width="200" height="298" />Varoluşçu Psikoterapi</strong></a> adlı kitabında <strong>(Existential Psycotherapy)</strong> ölüm anksiyetesinin dört temel nedenini daha çok meslektaşlarına ve daha bilimsel bir dille anlatmıştı. <a href="http://www.ideefixe.com/Kitap/tanim.asp?sid=H6WZUWYKRB7BK83SHDER" target="_blank"><strong>Güneşe Bakmak-Ölümle Yüzleşmek</strong></a> </em><em><strong>(Staring At The Sun Overcoming The Terror Of Death)</strong> </em><em>kitabında </em><em>ise Yalom, bu ilkeleri artık ilke gibi görmekten öteye geçmiş, kitabı &#8220;yaşlanan&#8221; bir adamın diliyle yazmış; bu sebepten de kitap, tecrübeleri oldukça fazla olan bir ölümlünün, varoluş sıkıntısı ile er ya da geç karşılaşacak olan ölümlülere tavsiyeleri niteliğini taşıyor. Daha bilimsel olanını da olmayanını da zevkle okudum. </em></p>
<p style="text-align: left;"><em><img class="size-full wp-image-922 alignright" title="irvin2" src="http://ezgi.murekkep.org/wp-content/uploads/2009/03/irvin2.jpeg" alt="irvin2" width="250" height="252" />Psikiatrlar sorunların kaynağını nitelemede pek çok farklı kaynak tanımlamışlardır. Bunların birisi diğerine üstün değildir ve hepsi de oldukça geçerlidir. Çok kısaca ve yüzeysel olarak bahsedersek; <strong>Freudyen görüş</strong>, bastırılmış içgüdülerin; <strong>psikofarmolojik görüş</strong>, genetik ve biyolojik etmenlerin; <strong>bilişsel davranışçı görüş</strong>, bozulmuş düşünce biçimlerinin; <strong>obje ilişkileri görüşü</strong> ise  ilgisiz, sevgisiz ve rol model olan yetişkinlerin davranışlarının içselleştirilmesinin sorunlara ve daha ileri boyutlarda ise <strong>nevrozlara yol açacağını</strong> savunur. Bir başka görüşe göre ise unutulan travmatik anılar sorunlara sebep olabilir. Irvin D. Yalom ise kitabında tüm bunların &#8220;yanında&#8221; en önemli etmenlerden birinin başlıbaşına <strong>&#8220;varoluş&#8221;</strong> olduğunu savunmuştur.</em></p>
<p style="text-align: left;"><em><img class="alignleft size-medium wp-image-921" title="1021577_91749763" src="http://ezgi.murekkep.org/wp-content/uploads/2009/03/1021577_91749763-300x187.jpg" alt="1021577_91749763" width="300" height="187" />Psikanalizde <strong>&#8220;görünen sorunlar&#8221;</strong> gerçek sorunlara indirilir. İlk başta söze gelen ya da anlatılabilen problemler çoğu zaman gerçek sorunun çevresinde döner durur ve bu şekilde aktarılan problemler &#8220;indirgenmelidir.&#8221; İnsan yaradılış gereği doğrudan temele inip, asıl sorunlarıyla kolaylıkla yüzleşemez. Terapinin amacı ise buz dağının görünmeyen tarafını konuşulabilir kıldıktan sonra yüzleşmeyi ve <strong>ruhtaki iyileşme</strong>yi sağlamaktır. Bu bağlamda <strong>Irvin D. Yalom</strong> özellikle <strong>Varoluşçu Psikoterapi</strong> kitabında Freudyen görüşe bazı noktalarda karşı çıkmıştır. Ona göre öyle hasta örnekleri vardır ki çok temelde &#8220;ölüm korkusu&#8221;yla terapiye gelirler. <strong>Ölüm korkusu insanın en temel korkusudur ve bu korkunun cinselliğe ya da herhangi başka bir gizli korkuya indirgenmeye ihtiyacı yoktur.</strong> Bu savını da oldukça somut biçimde terapilerinden örneklerle açıklamıştır. </em></p>
<p style="text-align: left;"><em><img class="size-medium wp-image-920 alignright" title="1156959_23046151" src="http://ezgi.murekkep.org/wp-content/uploads/2009/03/1156959_23046151-218x300.jpg" alt="1156959_23046151" width="218" height="300" />Ölüm, eninde sonunda herkesin yüzleşmesi gereken bir gerçeklik. Bana kalırsa kişi &#8220;düşünme işini&#8221; ne kadar erken hallederse hayattan o kadar keyif alır. Ölümün düşündürdüğü boşluk duygusu, üzerine &#8220;çalışılması&#8221; gereken bir konudur. Ötelenmesinin ya da yok sayılmasının kişiye fayda sağlamadığı çok açık. <strong>Bu konuda kendini tedavi edebilen ya da kendine yardım edebilen çok insan olduğuna inanıyorum. Eğer bunun dışında hem bilgilenmek hem de yardım almak istiyorsanız, nesnel bir bilim adamı olan Irvin D. Yalom&#8217;un ilgili iki kitabına rahatlıkla başvurabilirsiniz. </strong>İki kitabında da bozuklukların temel kaynağı olan &#8220;ölüm korkusu&#8221;na karşı alınacak önlemleri açıklıkla anlatmış ve örneklendirmiş. </em></p>
<p style="text-align: left;"><em><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-926" title="picture-167" src="http://ezgi.murekkep.org/wp-content/uploads/2009/03/picture-167-225x300.jpg" alt="picture-167" width="225" height="300" />Nazım Hikmet</strong>&#8216;in de aynı konuda aynı metaforu kullanması ilginç bir tesadüf. En çok sevdiğim şiiri olan <a href="http://www.siirdostu.com/siirler/12341/nazim_hikmet/son_otobus.html" target="_blank"><strong>Son Otobüs</strong></a>&#8216;te ölüm korkusundan arındığını <strong>&#8220;güneşe bakabilmek&#8221; </strong>le nitelemiş usta şairden ilgili şiirin son dizeleri:<br />
</em></p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #800000;"><em>&#8220;İşte böyle gülüm,<br />
İyice yaklaştı bana ölüm.<br />
Dünya, her zamankinden güzel, dünya.<br />
Dünya, iç çamaşırlarım, elbisemdi,<br />
Başladım soyunmağa.<br />
Bir tren penceresiydim,<br />
Bir istasyonum şimdi.<br />
Evin içerisiydim,<br />
Şimdi kapısıyım kilitsiz.<br />
Bir kat daha seviyorum konukları.<br />
Ve sıcak her zamankisinden sarı,<br />
Kar her zamankinden temiz.</em>&#8220;</span></p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #800000;"><em>Nazım Hikmet Ran,  Son Otobüs</em></span></p>
<p style="text-align: left;"><em><br />
</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ezgi.murekkep.org/gunese-bakmak-olumle-yuzlesmek/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

