Åžub
26
2010
Seneyi geçmiştir belki.
“Ben tülin gördüm.”
Pek çok kiÅŸi isminin anlamını bilmez. Bilmeyen pek çok insana rastladım. Anlamını bilmediÄŸim bir isim varsa mutlaka sorarım; ordan biliyorum. İsminin anlamını ya da benzer kelimelere niye benzediÄŸini merak bile etmemiÅŸ bir çok insan var. Eminim tülinin anlamını bilmeyen bir sürü “Tülin” vardır…
Geçen sene bu zamanlardan biraz erkendi belki. Ben Kilyos taraflarındaydım. Aile dostlarımızın evindeydik. Muhabbet, ÅŸarap, yemek; her ÅŸey çok güzeldi. Karadeniz ayazının Kilyos’a varması sayesinde hava, oldukça soÄŸuktu. Geç saatte dönülüyordu.
Okumaya devam edin
yorum yok | etiketler: ay, Ay Halkası, ayna, Hale, Hale Anlamı, Karadeniz, Kilyos, Moon Circle, Tülin, Tülin Anlamı | konular Edebiyat, Gezi, Nesir
Åžub
16
2010
Bazı insanlar var ki kendilerine laf sokmaktan hoşlanırsınız. Bunun için yaratılmış gibidirler. Bazen onlar için iyidir bu; fark etmedikleri şeyleri fark etmelerini sağlar. Bazense sadece alaycı yaradılışınız yüzünden yaparsınız bunu; nedensiz ve acımasızca. Belki sadece eğlenmek için ya da başka türlüsü olamayacağı için.
Bazı insanlar var ki suratlarına güzel şeyler söylemek içinizden gelmez; sonrasında ise haklarında hiç konuşmamak, hatta onları hiç tanımamış olmak istersiniz. En sonunda da gerçekten tanımaz olursunuz.
Uzun zamandır unuttuÄŸum bir ÅŸey var ki şöyle de insanlar var: Suratlarına her zaman iyi bir ÅŸeyler söylemek ve övgüler yaÄŸdırmak isteyeceÄŸiniz; arkalarından ise sadece ne kadar mükemmel insanlar olduklarını anlatabileceÄŸiniz… İşte bu çok nadir oluyor; ama oldu mu çok güzel oluyor. KeÅŸke daha sık olsa…
Bu insanlar, gökyüzüne bakmadığınız bir anda kaydığını fark ettirecek kadar güçlü bir yıldız gibiler… Yazık, o sırada dilek tutmak aklınıza gelmez. Bir çok ÅŸans, iyi niyetten, saygı ve çekiniklikten ve bir anlık boÅŸluktan dolayı yitip gider.
Åžans ve ÅŸanssızlığı hoÅŸ ÅŸekilde anlatan “La Fille Sur Le Pont”un görüntüleriyle iÅŸte size L. Cohen’in son albümü “Ten New Songs”tan bir parça:
Yolun sonunda kurulacak tek bir cümlenin önce şiir, sonra da şarkı olmuş hali:
A Thousand Kisses Deep – Youtube
yorum yok | etiketler: A Thousand Kisses Deep, Şans, Kayan Yıldız, Kuyruklu Yıldız, La Fille Sur Le Pont, Leonard Cohen, Ten New Songs, Yıldız, Yıldız Kayması | konular Edebiyat
Oca
15
2010
Nerede iyi, gerçekten iyi bir kişi görsem biliyorum ki mutsuz. Nerde iyi niyet bolluğundan kaygısızlaşmış; eli açık, gönlü açık birini görsem yine biliyorum ki mutsuz.
Nerede kötü, hatta iyilikle kötülüğün ayırdını artık yapamayacak halde olup bunu da bir takım felsefemsi kapaklarla satmaya çalışan birini görsem biliyorum ki “iÅŸleri tıkırında”.
KeÅŸke gerçekten iyi ve kötü ayrımının göründüğü gibi olmadığını derinlemesine biliyor olsalar veya keÅŸke baÅŸka bir düzeyde iyi ve kötü ayrımının gerçekten de baÅŸka olduÄŸunu hissetmiÅŸ olsalar…
Okumaya devam edin
2 yorum | etiketler: Ahlak, Ahlaksızlık, İyi, Deniz, Derin, Kötü, Mihenk, Mihenk Taşı, Mutsuz, Sığ | konular Edebiyat, Nesir, Tasavvuf
Oca
2
2010
Yaşlılık zor zanaat.
Kuzucuklarım biz bu 2010′a daha önce de girmemiÅŸ miydik? Hep aynı seneye mi giriyoruz nedir? Plak dönüyor da acaba sabit olan pikap iÄŸnesi biz miyiz?
Evet, bu cümleyi düşünüp düşünüp yeteri kadar moralinizi bozdu iseniz arkalara doğru ilerleyin canlarım. Burada kalabalık yapmayın.
Teee Ekim’den beri yazacağım da yazacağım. YaÅŸlılık jargonuna alışın artık siz de; kısmet bugüneymiÅŸ…
Arada neler oldu?
Ölüp ölüp dirildim; eÅŸraf da ölüp ölüp dirildi. Dirilikte karar kıldırdılar bizi ne sebepleyse… SaÄŸlık sorunları ÅŸimdilik terk eyledi; çok şükür.
Ondan sonra yüksek lisans bitirme tezimi bitireyim dedim; lakin o benim sosyal hayatımı bitirdi. Hoca da beğenmedi. Bazı yerlerde virgül koyacağıma noktalı virgül koymuşum ve daha bir çokları; fekat bu kusurları şubata kadar düzelteceğim. Süresi uzatılmış.
Sabaha karşı tufan koptu fena halde gök gürledi, yaÄŸmur yaÄŸdı. Gümbürtüyle uyandım zevk içinde. Takdir edersiniz ki zerrece korkum yok; oh dedim: Sonunda! Sonunda kıyamet kopuyor; yaÅŸasın! 2010′un ilk sevinci, belki de son sevinci olacak ve galiba sonunda herkes ölüyor! Tam neÅŸ-e içinde yatağımda dönüyordum ki baktım kıyamet kopmuyor.
Okumaya devam edin
yorum yok | etiketler: 2010, Barış Manço, Nane Limon Kabuğu, Yeni Yıl, Yeniyıl | konular Edebiyat, Felsefe, Kültür, Mizah, Nesir
AÄŸu
30
2009
İlgilenenler için kung-fu filmleri ile ilgili bir kaç bir ÅŸey yazabilirim; çünkü iyi olanların hepsini izlemiÅŸ bulunuyorum. Türkiye’de eriÅŸimi olan ve haberdar olduÄŸumuz tüm UzakdoÄŸu dövüş filmlerini tamamladım. Bir zamanlar Kore ve özellikle Güney Kore sinemasına odaklanmıştım ve iyi örneklerin çoÄŸunu izlemiÅŸtim. Åžimdi de aynı ÅŸekilde Çin efsanelerine dayanan ve geneli Çin yapımı olan Hero, Crouching Tiger Hidden Dragon ve House of Flying Daggers gibi çok bilinen ve çok baÅŸarılı filmlerin ardından pek duyulmamış (en azından buralarda), kıyıda kalmış aynı tarz filmleri araÅŸtırmaya baÅŸladım.
Okumaya devam edin
16 yorum | etiketler: 2046, Altın Çiçeğin Laneti, Ang Lee, Ünlü Sanat Yönetmenleri, Çin, Çin Filmleri, Butan, Crouching Tiger and Hidden Dragon, Curse of The Golden Flower, Fearless, Hero, House of Flying Daggers, Jade Warrior, Jet Li, Kahraman, Karate Filmleri, Kültür, Kore Filmleri, Koreografi, Martial Arts, Milarepa, Sinema, The Banquet, The Promise, Tibet, Uzakdoğu Dövüş Filmleri, Uzakdoğu Savaş Filmleri, Uzakdoğu Sineması, Warriors of Heaven and Earth, Wu Ji, Zhang Yimou, Zyang Ziyi | konular Kültür, Nesir, Sinema
AÄŸu
20
2009
Sayfamda en çok gezi fotoÄŸraflarımı paylaÅŸmak istemiÅŸtim aslında başında; fakat sonra olaylar baÅŸka türlü geliÅŸti ve daha çok “yazı-yoÄŸun” bir sayfa halini alıverdi Ezgi’nin Günlüğü. Daha sırada bekleyen yurtdışı gezi fotoÄŸraflarım ve yorumlarım var; ama daha gelemedim oraya.
Okumaya devam edin
1 yorum | etiketler: Alcastra Bazaar, Ayasofya Camii, Ayasofya Kilisesi, İstanbul Turistik Yerler, Fotoğraf, Gezi, Kültür, photoblog, Ramazan, Sultanahmet, Sultanahmet Camii, Suriçi, Tarihi Türk Evleri, Touristic Places in Istanbul | konular 2009, Fotoğraf, Gezi, Kültür
AÄŸu
19
2009
Bu aralar işim gücüm yok. En ağır iş, yaşamanın kendisi oldu gibi geliyor.
Bu güzel havalarda insan kendini eve kapatma eziyetini kendine etmemeli diye düşündüğümden ihmal ettiÄŸim İstanbu’a daha yakından bakmaya karar verdim. Makinayı alıp bölge bölge gezmemek, bu “en güzel ÅŸehre” ayıp etmek demek oluyor.
Okumaya devam edin
4 yorum | etiketler: İstanbul Arkeoloji Müzesi Fotoğrafları, Çinili Köşk Müzesi, Bizans, Eski Şark Eserleri, Fotoğraf, Gülhane, Gülhane Gezisi, Gezi, Helenistik Çağ, Kültür, photoblog, Roma | konular 2009, Fotoğraf, Gezi, Kültür
AÄŸu
17
2009
Kaç günden beri çıkarmayı düşünüp durduğum müze kartını bir gün içinde aldım. Müze kartı almak aklımda vardı; ama haftasonu için bir yere gitme planım yoktu. Fakat yine şartlar bir araya geldi ve gezmek için her türlü koşul oluştu.
Dolayısıyla yolumuz önce Haliç’te kahvaltıya daha sonra da Balat’ın arka sokaklarına düştü. Hazır gelmiÅŸken Kariye Müzesi’ni gezelim dedik. Daha sonra da yakın civarlarda uzaktan uzaÄŸa bir binaya gözüm düştü ve fotoÄŸrafını çekmek istedim. Burası Özel Fener Rum Lisesi’ymiÅŸ. Bina kırmızı ve çok heybetli. İnsan çok uzaktan bile binayı fark edebiliyor. Ben de yakınına gitmenin ve bir kaç fotoÄŸrafını çekmenin iyi olacağını düşündüm.
Ordan da yakın olduÄŸunu bildiÄŸimiz Fener Rum Ortodoks Patrikanesi’ne kadar gittik. Orayı merak ettim ve havasını solumak istedim. Burada da fotoÄŸraf çekme imkanı buldum.
Bugünlük az laf, çok fotoÄŸraf…
Okumaya devam edin
3 yorum | etiketler: Balat, Eyüp, Fener Rum Ortodoks Patrikanesi, Fotoğraf, Gezi, Haliç, Kariye Müzesi, Kültür, Müze Kartı | konular 2009, Fotoğraf, Gezi, Kültür
AÄŸu
9
2009
Aklıma geldi; ne güzel ÅŸarkıdır “Darkness Darkness”; önce buyrun burdan ve Robert Plant’ten dinleyin; sonra da benim derdime, tasama geçeriz…
Robert Plant Darkness Darkness
Darkness, Darkness, be my pillow, Take my head and let me sleep
In the coolness of your shadow, In the silence of your deep
Darkness, darkness, hide my yearning, For the things I cannot see
Keep my mind from constant turning, To the things I cannot be
Darkness, darkness, be my blanket, cover me with the endless night
Take away the pain of knowing, fill the emptiness with light
Emptiness with light now
Darkness, darkness, long and lonesome, Is the day that brings me here
I have felt the edge of sadness, I have known the depths of fear
Darkness, darkness, be my blanket, Cover me with the endless night
Take away this pain of knowing, Fill this emptiness with light now
Emptiness with light now
Darkness, darkness, be my blanket, cover me with the endless night
Take away this pain of knowing, fill this emptiness with light now
Oh with light now.
Darkness, Darkness, be my pillow, Take my head and let me sleep
In the coolness of your shadow, In the silence of your deep
In the silence of your deep
In the – oh oh yeah
In the summer baby
come on come on come on baby…
İçimden yine yalnızca gitmek üzerine bir şeyler yazmak gelse de ne bu istek ne de bu konudaki yazma isteğim biteceğinden bu isteğe bir gem vurmak mecburiyetindeyim. Hem bana yine bir yolculuk görünüyor. Ne kadar şaşırtıcı değil mi? Bunun bir dışarıya olanı var; ki artık dış yolculuklardan bunaldım. İçeri yapılanının ise sürekli devam ettiğini söylememe gerek de yok tabii.
Okumaya devam edin
yorum yok | etiketler: İpte Olmak, Batsın Bu Dünya, Be My Pillow, Darkness Darkness, Dert, Edebiyat, Felsefe, Müzik, Orhan Gencebay, Robert Plant, Tasa | konular Edebiyat, Felsefe, Müzik, Psikoloji
AÄŸu
2
2009
Artık eminim. İstanbul platonik bana.
Niye bırakmasın yoksa peşimi?
Hazirandan beri; taaa hazirandan beridir gitmeye çalışıyorum burdan. Olmuyor.
Çoğunlukta kötü haberlere bağlı olarak burda kalıp duruyorum. Gidemiyorum.
Gitmeyi çok istediğimden olabilir mi? Olabilir; bilemiyorum.
Dışardan gezmedeyim, keyifteyim gibi görünüyor ya; değilim.
Yaşa gitsin diyorum kendime; şükür de öyleyse.

Sarıyer'in sırtlarından bir görünüm Temmuz 09
yorum yok | etiketler: İstanbul, İstanbul'un Karşılıksız Aşkı, Edebiyat, Gitmek, Keyif, Nesir, photoblog, Platonik Aşk, Sarıyer | konular Gezi, Kültür, Nesir, Psikoloji