Füsus’ul Hikem Üzerine (II)
Anahtar Kavramlar Üzerine Bölüm 2 \ Bölüm 1 Bölüm 3
Şeytanın Avukatı Der ki

Düşünce düzleminde ya da inanç sisteminde yön bulmak, bulduklarımızı dünyada sınamak zorunda kalmasaydık daha kolay olurdu. Her ÅŸey Tanrı’nın kendisiyken ya da ‘O’ kaynaklıyken kimilerinin niye savaÅŸta kaldığının, kimilerinin neden mutlu gün görmediÄŸinin bire bir açıklamasını bulmak oldukça zor.
EÄŸer halihazırda sürekli olarak adalet yerini buluyorsa, ruh hiyerarÅŸisinin gizli iÅŸleyiÅŸini kabul etmemiz gerekir. Bu hiyerarÅŸinin belirleniÅŸi oldukça komplike olmak zorundadır. İnsanların sıkıntılarının/mutluluk/his/duygu ve tepkilerinin kademeleri sonsuzdur. (Ya da insan nüfusu ve durumların kombinasyonları, onların duygu kombinasyonları ile belirlidir.) Birlikteki çokluk miktarı kadar çok ruh hiyerarÅŸisi olmak zorunda kalır. KiÅŸileri sadece “gönülden görenler” ve görmeyenler olarak ayırmamız mümkün olmaz. Ya da ruhun (ve dolayısı ile hakiminin) buradaki deneyimlerini nötr olması gerekir. Yani ruhun sefil bir hayat ile tatmin edici bir hayata karşı nötr olması gerekir. EÄŸer bu doÄŸru ise Varlık’ta nötrlük kavramı doÄŸar. Her ÅŸeyin zıddıyla birlikte kendi özünde bir olduÄŸu bir Varlık var ise, ceza, ödül, yeryüzü ve öte alem hiyerarÅŸisinin anlamı nerede kalmaktadır?
İnsanın hareketi zıtlıktan birliÄŸe, birlikten tarafsızlığa, tarafsızlıktan saflığa doÄŸru olmalıdır. Tanrı ise her ÅŸeye eÅŸit uzaklıkta ve yargısız olmalıdır. Tanrı’nın potansiyeli olan bedene gelmiÅŸ bir özün henüz yaÅŸamadığı deneyimlere karşı nötr olması akla yatkın. Ölümden sonra tekrar ruh olacağından, kendi deneyimlediklerine de nötr olması akla yatkın. O halde ceza ve ödülden söz edilebilirse ancak burada söz edilebilir. Öte alemde cezalandırma ya da ödüllendirme varsa; zıttı kendisinde olan Tanrı için bu durum, kendini deneyimlemekten çok, evrimin ta kendisi olmak zorundadır. Kendi varlığını Gayb ve insanlara zahir kıldığı sıfatları olarak (detaylarına girmiyorum) ikiye bölen ve her ÅŸeyden önce “birlik ve sonsuz bilinmezlik” evresinde var olan Tanrı için, kendisinin tenezzül ettiÄŸi insanoÄŸlunun cevherinin ödüllendirilip cezalandırılması ya da kategorize ve hiyerarÅŸik bir yapıya konması, Tanrı’nın kendini sınıflandırması olmaz mı? EÄŸer ruhların öte alemde, O’na yakınlık, erdem ve doÄŸruluk bazında bir hiyerarÅŸisi varsa ve kimileri bilge, kimileri cani ve cahil ise, o halde Tanrı’nın evriminden bahsetmemek akla yatkın olmaz. Daha da tuhafı, hepimiz bir miktar iyi, bir miktar kötü, bir miktar kural koyan ve bozanlarız. Zıtlık kendiliÄŸinden.(1)Kur’an, çok ince bir ayar ve tartının olduÄŸundan bahsediyor. Herkesin en ufacık iyi ve kötü hareketlerinin karşılığını alacağından bahsediyor.(2) Hissediyoruz ki, bize aktarılan kısımda ruh bazında bir hiyerarÅŸi var. Madde bazında ise zaten perdelilerin inandığı (İbn’ül Arabi’nin avam dediÄŸi kesim) bir madde hiyerarÅŸisi var. (Sahip olmak, zengin olmak vb. gibi maddeye ait tatminler)
1-O halde bizim onun cevherinden geldiÄŸimiz kesinse, kendi içinde zıtlığını barındıran sınırsız bir Tanrı’nın tenezzül ederek yarattığı ölümlüleri ruh ve olasılık bazında kategorize edip (ya da ezeli olarak kategorize bazda var edip) sonra kendine yakın etmesi ya da uzak etmesi, gözünü açması ya da kapaması, ödüllendirmesi ya da cezalandırması kendi evrimi midir?
2-Yoksa kusursuz tarafsızlığın temsili olarak, sınırsız olasılık makinesi olarak, her olasılığın alem aracılığı ile gözlenmesi amacıyla, her ÅŸey Kendi’nden olduÄŸu için, yine kendisi ceza ve ödülden muaf mıdır?Yani tarafsızlığını tescillemiÅŸ midir? Çünkü ruhlar aracılığı ile tenezzül ettiÄŸi bizlerin sınırsız olasılıklı (seçimli) hayatlarında, her olasılığı var etmesi mümkün ve bu ÅŸekilde her ÅŸey bilinebilir ve her ÅŸeye vakıf olunduÄŸu gibi, adaletli, yargısız ve nötr olabilir. Yani potansiyel olarak nötr, her bilgiye sahip ve en üstte; ama fiili olarak da bunu alem aracılığı ile var edebiliyor. O halde ceza ve ödül nerede kalır?
1- İlk durumda Tanrı kendini kategorize ediyor ve kendini sınıflandırıp kendisine takdirde bulunuyor. Ceza, ödül vb. Bu ise evrim fikrine tekabül ediyor. Oysa Tanrı mükemmeldir, evrimleşemez. O yüzden buradaki amaç muğlaklaşıyor.
2- İkinci durumda ise, O, tarafsız ve her ÅŸey kendinden, yani karşıt özü, ÅŸeylerin kendinde var. Bu durumda yargılayacak ise eÅŸyayı tabiatından dolayı yargılamış oluyor. O, her ÅŸey olduÄŸundan, kendini yargılamış bulunuyor. Yargılamayacak ise, iyi, kötü, güzel, çirkin ve tüm ayrımlar ve deÄŸerler boÅŸuna var oluyor ya da yıkılıyor. İkinci fikir bizi “birlik” fikrine daha çok götürüyor.
Ruhlar ve olasılıklar hiyerarÅŸisi, ruh sözleÅŸmesi ve gizli biat, engelli duyular ve saÄŸlanan perdelerin zorluÄŸu ile gizli biatı dünyada keÅŸfin testi… Åžimdiye kadar adaleti açıklamaya çalıştığım kavramlardan bazılarından bahsettim.
Gerçekten, kendisini mi kategorize ediyor, yoksa tamamen birden bakıp kendini ödül ve cezadan muaf mı tutuyor ya da bunlar esnasında evrimleşiyor mu?
Bundan sonraki bölümde (III) Durum 1 ve 2′ye cevap niteliÄŸinde sonradan keÅŸfettiklerimi ekleyeceÄŸim.
Devamı İçin : Füsus’ul Hikem Üzerine (III)