Füsus’ul Hikem Üzerine (I)

65851_2Anahtar Kavramlar Üzerine

Bölüm 1 \ Bölüm 2 Bölüm 3

İbn’ül Arabi‘nin en önemli eseri Füsus’ul Hikem olarak kabul edilir. Kendisinin diÄŸer bir çok eseri bu kitabın daha iyi anlaşılmasını saÄŸlamak içindir. Prof. Dr. Toshihiko Izutsu ise bu kitabın temel kavramlarına olabilecek en derin açıklamaları İbn’ül Arabi’nin Füsus’unda Anahtar Kavramlar kitabının vasıtasıyla getirmiÅŸtir.İkinci kitabında ise İbn Arabi’nin tasavvuf felsefesini derinden etkilemiÅŸ bu düşünceleri ile bambaÅŸka bir kültürün felsefesini kıyaslamıştır. Bu yazıda ise bu ilk kitabı okuduktan sonra hissettiklerimi aktaracağım. İkinci kitap olan Tao-culuk’daki Anahtar Kavramlar İbn Arabi ile Lao Tzu ve Çuang-Tzu’nun Mukayesesi ile ilgili konuları daha sonraya bırakıyorum.

Yazının bundan sonraki kısmının ve sonraki bölümlerin ise kitabın içeriği ile hiç bir ilgisi yok. Tamamen kendi hissettiklerimden yola çıkarak yazdığım yazılardır. Farklı zamanlarda metine farklı girişler yaptığımdan, yazının bazı kısımları başta çelişki gibi görünebilir.

Tanrıdan önceki arama nesnesi insanlar için genelde adalet kavramıdır. Ben de adalet kavramına hem bir inanç sisteminde hem de dünyadaki gerçeklikte bir yer bulamadıkça rahat edilemeyeceğini fark edenlerden oldum.

BaÅŸlangıçta, “Dünyada adalet söz konusu olamaz; çünkü adalet bir kiÅŸi için bile gerçekleÅŸmemiÅŸse adaletten söz edilemez.” savındayken zaman geçtikçe bunun derin gibi görünen; ancak gerçeklikten çok uzak bir düşünce olduÄŸunu fark ettim.

Dünyada adaleti ararken, burada “görünen” bir adalet bulamayınca, kendimi bu konuda ilk kez rahatlatabilmem  “ruh sözleÅŸmesi” düşüncesi ile  oluÅŸmuÅŸtu. Åžu anki benliÄŸimizden habersiz olarak yaptığımız bir sözleÅŸme, bu dünyadaki sınırlarımızı belirliyor olabilirdi. Bu varsayıma göre, salt ruh ( ya da öz) bedene gelmeden neyi deneyimleyeceÄŸine karşı nötr olmalıydı. Bedendeki deneyimi bitince de beden deneyimini tamamen yadsıyabilir, içinden geçtiÄŸi dünyayı hiç tanımıyor olabilirdi. Peki ya deneyimlerken, farklı basamaklardaki insanların arasındaki yaÅŸam kalitesi hiyerarÅŸisi ne olacaktı? EÄŸer seçim öncesinde ve deneyim sonrasında seçtikleri ve yaÅŸadıklarına nötr ise, ruhun yaÅŸadığı sadece dünyanın kendisine mi kalmaktaydı? Ruh, deneyiminden azad edilebilir miydi?

mistik2

Kısa tutmaya çalışarak, bu vakte kadar gördüklerimde içimi rahatlatan ve sezgisel olarak ulaştığım sistemden bahsedeyim:

Sonsuz olasılıkların kontrolcüsü, tüm olasılıkları bilen, neden ve sonuçlarını gören, kendisinin kudretini bu dünyada baÅŸkaları ve her ÅŸey vasıtasıyla izhar eden büyük yaratıcıya inancım hep vardı.(Tasavvuftaki anlam ve sıfatları burada kolaylık saÄŸlamak açısından anmıyorum.) İmkansız diye bir ÅŸey yok; ancak çok düşük olasılıklardan bahsedebiliriz. Sonsuz olasılıkların çakışarak ya da çakışmayarak, istediklerimiz ve bizim için seçilmiÅŸ olanda ne kadar ilerlediÄŸini gözlemliyoruz. Bizim için sonuçları önceden bilinen olasılıkların seçilmiÅŸ haline kader diyoruz. Fakat inanç, şükür yeteneÄŸi, doÄŸruluk, tarafsızlık, egodan arınma ve saflık sayesinde kaderimizin gidiÅŸatında, eÄŸer büyük kuvvet bize destek olursa ya da bizim yeteneÄŸimiz ölçüsünde önceden destek olunması kararlaÅŸtırılmışsa, istediklerimizi var etmemiz ve hayatımızdaki ufak hedeflerimize ulaÅŸmamız mümkün olur. Çünkü enerjiyi ve olasılık aÄŸlarını içimizdeki huzur ve enerjinin yükselmesiyle (yani bir anlamda özün parlatılması ile) etkileyebiliriz. Etkilediklerimizden de tekrar etkileniriz. Etkileyebilme derecemiz ise ruhumuzun eriÅŸtiÄŸi mertebe ve ana olasılığımızın çerçevesi ile sınırlandırılmıştır. Tam olunduÄŸunda ise artık ana olasılığımızı etkilemek gibi bir fikrimiz ya da amacımız olamaz. Bu esnada seçilmiÅŸ olasılıktan yürümek en büyük zevktir ve bu baÄŸlamda istediklerimiz ve yürüdüklerimiz, Tanrı’nın bizim için seçtikleri ile bir olur. Daha doÄŸrusu Tanrı’dan vaktinde talep ettiklerimiz ile bir olur. Bu noktada kiÅŸi, olasılıklarının hepsine deÄŸilse bile bir kısmına hakim olur ve çevredeki çamur üzerinde yürüdüğü kırmızı halıya sıçramaz olur. Kendimizin ezeldeki anlam ve yeteneÄŸini ve dünya olasılığını keÅŸfedebiliyor isek; kendimizi O’nun gözü ile görüyor oluruz ve O’nun istemediÄŸi hiç bir ÅŸeyi istemiyor oluruz. Bu durumda ne keder ne de hayıflanma mümkün olabilmektedir. İşte o anda O’nun yeryüzündeki gözü ve kulağı olarak, dünyadaki kayıtları daha doÄŸru tutmanın yolu da açılmış olur. İfade edilecek bir hal olmayıp, sadece zevkinin duyulacağı bir anlayışa kavuÅŸmak böylece mümkündür. Küçük dünyevi istekler için olasılığı etkilemek ( ana olasılıkla çeliÅŸmediÄŸi sürece ) aydınlanmış insanlar için her zaman mümkündür. Fakat aydın insanlar, genellikle bu isteklere tenezzül etmezler ve daha yüce bir istekle koÅŸarlar. Bu yüzden ruhsal eÄŸitimlerinin sonucunda, istedikleri, ana istekten ayrı olamaz.

341

Kesinlik olmadığından ve güce sınır çekilemeyeceÄŸinden eminiz. Hayat ve yaratıcı güç, uçlar ile sınırlandırılmamıştır. Bunu UzakdoÄŸu felsefesi “her kötünün içinde bir iyilik, her iyiliÄŸin içinde bir kötülük” ile açıklamaya çalışırken, baÅŸka öğretiler baÅŸka ÅŸekillerde ifade eder. Ancak ifade edilmeye çalışılan hep aynıdır. Ne salt kötülük ne de salt iyilik mevcuttur. Bununla birlikte, yaÅŸamın ve evrenin her mekan ve anında zıtlıklar söz konusudur.

Tanımlar gereği iyinin karşısında kötü, güzelin karşısında çirkin, adilin karşısında adaletsiz vardır.

İşte sınırsızlığı ve karşıtlığı özümsemiÅŸ bir kimse de bu dünyada olan her güzel ÅŸey gibi her kötü ÅŸeyin de O’ndan geldiÄŸini kabul eder. Bu sebepten karanlık tarafı göz önüne almayan, aydınlığa ulaÅŸamaz. Üstelik tüm bu sıfatlar yapı gereÄŸidir ve iyi ya da kötünün yaratılması gibi bir durum söz konusu deÄŸildir. Vücuda gelmeden evvel büyük bir potansiyelde isimler, yetenekler ve idealar mevcuttu. Bu hususta O, zıtların birliÄŸidir. Tasavvuf metinlerinde anlatıldığı gibi, deneyim yoluyla kendine dönmek için, dünya üzerinde kendini bildirir. Ancak aynı zamanda da kendini örter. En üst mertebeden, kendinden kendine aksetmesinden sonra kademelerden inerek her varlığa tenezzül eder. Varlığındaki her yetenek ve rengi, hem bütüne ait kıldı hem de bütünü çeÅŸitlendirirek istisnasız her varlığa pay etti. Bildikleri vasıtasıyla, bildiklerini bilmeye devam etti. Varlıklara bahÅŸettiÄŸi nefs üzerinden görür, duyar ve deneyimler oldu.

Öte alemde, ya da bunların hasıl olabileceÄŸi katta; talep eden cevherin kalite ya da kapasitesine göre bir kategorizasyon çerçevesinde, bedensiz deneyimi bilmeyen salt özü sonsuz olasılıklarını tanımlamak ve onun üzerinden deneyime tabi tutmak için, yine sonsuz sayıda olasılıktan (hayrı gözeterek ve/veya rassal olarak) olasılıklar belirleyerek (kaderler çizerek) kendilerinin yine O’nun (tümlüğün) parçası olduÄŸunu bilen ruhları önce ve perdesiz alemde kendisine biat ve secde ettirmek suretiyle daha sonrada dünya vasıtasıyla cismani olarak bedende var etti. Bu olasılıklar pekala da rastgele olabilir; çünkü zaten tüm olasılıkları deneyimleyecek ve tüm bileÅŸen ve sonuçlarını bilen sadece O var. Her olasılık gerçekleÅŸecekse, hangi ruhun hangi deneyimi ne zaman (hangi kronoloji ile) yaÅŸadığının da anlamı tartışmalı olacaktır. Bu durum kiÅŸiyi, deneyim dünyasında ya da algısında zamanın olmadığı fikrine götürebilir. İnsanın meydana geliÅŸi yani onu o yapan tüm faktör bileÅŸenleri hesaplanıp vukuya getirilince tek bir kiÅŸinin ana olasılığı tanımlanmış olur. SeçilmiÅŸ tüm ana olasılıkların birbirini etkilediÄŸi ve birbirlerinden etkilendiÄŸi tüm olasılıkların vuku bulması halinde ise artık türetilmesi gereken yeni bir olasılık yani deneyimlenip seyredilecek yeni bir olasılık kalmayacaktır. Sınırlı akıl, olasılıkların bütünü bir yana, ufak bir parçasını bile hesaplayamaz. Olasılıkların sonuçlarının huzur ya da huzursuzluk mertebelerine göre, yani “bu mertebelere ait ya da onlara tekabül edebilecek” mertebelerdeki ruhlar, o olasılığı dünyada yaÅŸamak zorunda olan bedenlere intikal ettirildi. Milyonlarca yıldır, hayatta var olmuÅŸ insan sayısını hayal etmeye çalışırsak, ne kadar çok olasılık olduÄŸunu hayal etmeye yaklaÅŸabiliriz.

O’nun yapısı gereÄŸi, biz de hem iyinin hem de kötünün bir görüntüsüyüz. Sürekli olarak hayırlı ÅŸeyler dileyip istediÄŸimiz varsayımında bile istemeden kötü sonuçlar doÄŸururuz. Belki adalet sarsıcı olarak görünen kimseler, hayrın ya da tarafsız amacın toplamda vuku bulurken çıkan yan etkileridir. Çünkü sonsuz olasılıktan bahsederken, daha üstte olan bir ruh için tasarlanan bir hayır ya da ona sunulması ÅŸart olan tarafsız öğreti baÅŸkasının ÅŸerri olabilir. O yüzden Tanrı kudreti iyi ile sınırlandırılamaz. İşte adalet de olması gereken olurken, o “olan” ın (kararlaÅŸtırılmış ve belirli olanın) vadeye bırakılmış halinden baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir. Misal bir insan çok çalışkansa yan etki olarak yanında yaÅŸayan insan ev iÅŸi yapmayı sevmeyen ya da çok tembel birisi olabilir. Karşıtlık, ÅŸeylerin kendinde vardır .Tüm bu etkiler ve onların diÄŸerlerine etkileri ve olasılıkların toplamı, alemde vuku bulduÄŸunda belki de “son” olarak tanımlanan “kıyamet” gelecektir. Öte alemde ödül veya ceza varsa, bu iyi ve kötünün savaşından çok (çünkü bu eÅŸyanın tabiatıdır zıtların birlikteliÄŸi); Allah’a yeryüzünde de zorluklara raÄŸmen biat edilip, kul olunup olunmadığının sorgulanmasına göre olmalıdır. Bunun yanında, tıpkı İzutsu’nun açıklamalarındaki gibi, O’nun yüksek mertebeden aÅŸağıya tenezzül ederken, vasıta olan bizlerden çok üstün olması sebebiyle bu alemin bilgisi ve sınırları ile bizi “çizmeden” evvel ve olasılığımızı takdir etmeden evvel, kendisine secde ve biat ettirdiÄŸini (bizi kul yaptığını) sonra; herkesin gözüne yine farklı derecede perdeler indirdiÄŸini;  kendi varlığını da bu boyutun algısıyla perdeleyerek bizim verdiÄŸimiz sözü tutup tutmayacağımıza dair bir sınava tabi tuttuÄŸu kanaatindeyim.

İnsanların çoğu nefs ve iradelerini eğitmeyip, egolarını parlatmayı seçti. Halbuki durum tam tersi olmalıydı. Onu kontrol altına alıp, saflığa ve gerçeğe adım atarak, perdeden ve bu sınırlı algıdan evvelki hali deneyimlemeye çalışmak olmalıydı. Burdaki olasılık ya da sınav zorluğu ise yine ruh mertebesine göre önceden tayin edilmiş bulunmaktadır.

Olasılıklar hiyerarşisi, bu dünyadaki hiyerarşimiz olup, iyi ya da kötü bir aileye düşüp düşmeyeceğimiz, güzelliğimiz çirkinliğimiz, paramız pulumuz, elimizdekilerle maksimumda ne elde edebileceğimiz gibi bileşenlerin ölçüsünün hiyerarşisi olarak tanımlanabilir.

Ruh hiyerarşisi ise, burada sadece gerçeğe olabildiği kadar vakıf olanların hissedebileceği ve arayacağı asıl hiyerarşi. Yani cevherin özünün kalitesi, saflık derecesi, aslına uygunluk derecesi. Özün kalitesinden ya da derecesinden bahsetmek için ancak onun saflık ve nefse hakimlik seviyesinden bahsedebiliriz.

Nefse hakim olundukça ve onu savuÅŸturdukça saflık basamaklarında yükselme görülmesi olması gereken haldir. O’na az veya kimilerine göre daha çok yakınlığı ve gönül gözü ile Allah’ın mucizelerini kavrayıp onlara inanması, görebilenler için açıkça gösterileni görebilme yetisine göre belirleniyor olabilir.  Gönül gözü açık olanlar, bu dünyada gördüklerinin yani “yarı hayal”in ötesinde bu hiyerarÅŸideki yerlerine dikkat ederler.

Tüm bu bileÅŸen ve olasılıklarla seçip, onaylayıp yolladığı bedenleÅŸmiÅŸ kodlamanın ya da bilginin malzemesi ile onun toplamdaki gerçekleÅŸtirmesi, baÅŸarısı ve inanç yüksekliÄŸi ile öte alemdeki mertebesine yerleÅŸtirilmesi söz konusu. Aslında bu mertebe ve yetenek de ezelde belirlidir; çünkü varlık talep eden o özün olasılığı onun bilgisinde zaten mevcuttur. Zaten baÅŸta belli olan bu sonucu, yani kaderini yaÅŸayan ruhlar, gerçeÄŸin dönüşmesinde ve gerçekleÅŸmesinde bir vasıtadır. Deneyim esnasında, deneyimlerin baÅŸarılı ve anlamlı olabilmesi için de daha aÅŸağı ruhlar (söz verip biat ettiÄŸi ama sonrasında perdeler ardında kalan) ve onları aşıp tekrar Tanrı’yı bulmaları gereken hayırlı ruhlara engel teÅŸkil etmek zorunda olan olasılıklar, seçimler ve kiÅŸiler var olmalıdır. İşte bu düzen içinde, bizim anlam veremediÄŸimiz kötülükler ya da kötü görünen kaderler, baÅŸka bir ruhun amacına ya da doÄŸrudan amaca hizmet ediyor olabilir. Bu düzene göre, kötü olasılıklarda ya da düşük ruhlarda meydana gelme durumu kendiliÄŸinden ortaya çıkan bir sonuç olmaktadır. Tüm kendiliÄŸindenlik Varlık hesabındadır ve bu durumda düşüğü, kötüyü ve çirkini yine Allah kapsar. Bir kimsenin kışkırtılmasındaki davranışının ve sabrının belirlenmesi için, yanlışa sevk eden bir nefs bozucuya ihtiyaç duyulacaktır. Dolayısıyla, kendiliÄŸinden ÅŸeytan da Tanrı’nın potansiyelinde mevcuttur.  Bu kapsamda çirkinler güzeller iyiler ve kötüler onun yüce amacına hizmet ederler.

—Birinci bölümün sonu—

Devamı için: Füsus’ul Hikem Üzerine (II)


“Füsus’ul Hikem Üzerine (I)” yazısı için 2 yorum yapılmış

  • cengiz çavuÅŸoÄŸlu Says:

    bak hala okutuyorsun :-) bu arada 4 ay önce şamdaydım,ve tabiki üstadın kabrini de ziyaret ettim.isterseniz bir kaç fotoğraf gönderebilirim.huzur içinde,dingin ve verimli iyi çalışmalar dilerim.

  • admin Says:

    Bu kadar kısa sürede yazıları bitiriyorsanız tebrik ederim öncelikle :) Åžam’daki ziyaret hoÅŸ olmuÅŸ tabii ki. Ben de düşünüyorum; ilerde belki gidebilirim. Gezmek güzel ÅŸey. Dilekleriniz için teÅŸekkürler.
    FotoÄŸraf siteniz var ise bakabilirim fotolara.

Buradan Yorumunuzu Bırakabilirsiniz