Pop Müzik Nostaljisi
Vaktiyle bir seksenler partisi yapmıştık bir arkadaşın evinde. O zamanlar üniversiteye gidiyordu herkes. (Göreceli bir durum.) (Cumhuriyetin ilk yılları der gibi oldu; ama aslında toplam yaşama süremi düşününce belki de böyle bir eskilik hissi veriyor bana üniversitenin ilk yılları.) Hayatımda böyle eğlendiğim sayılı gün vardır. Keşke elimde o günle ilgili fotoğraf olsaydı diyeceğim; ama daha beter bir şey var: Kamera kaydı.
Kamera kaydındaki kopukluklar herkesin aynı anda gülmekten dans bile edemediği anlarda oluşmuş. Keşke o anları da çeken birileri olsaydı. Çünkü sonunda kameraman da kendini kaybetmişti. Playlistte sayısız Türkçe ve yabancı şarkı vardı. Bunların içinde takdir edersiniz ki bir lambada, bir la isla bonita olmasa tuhaflık olurdu. İşte bu kopma noktalarından ilki o kafayla lambada yapılmaya çalışılmasına denk geliyor.
Çok başarılı yüzlerce parçadan sonra saat 12′de ise “aman petrol” çalmıştı. Artık o esnada alınan alkolün hesapsız alınmış olması dolayısıyla eller çırpılmış fakat senkron tutmamıştı. Partide “düzgün davranmak” yasak sloganı vardı. Abuk giyimli olmayanlar kabul edilmiyordu. Erkeklerdeki o kolsuz gömlekleri, dar pantolonları, tuhaf güneş gözlüklerini, saç bantlarını hatta göz kalemlerini düşünüyorum.Üstelik artık bin senelik, tanıdığım arkadaşlarımı o giysiler içinde düşününce… Sürreal bir görüntüydü. Niye hala herkes öyle dolaşmıyor? Net bir şekilde hatırladığım başka bir şey ise saat sabah üçü geçerken tiz ötesi bir sesle söylenen MSG-When I’m Gone‘ın çalıyor olması, bundan az önce ev sahibinin alt komşusunun gelip “ne yapıyorunuz manyak mısınız” demesi, koltuklarda 10 kadar insanın hareket edemeyecek kadar yorgun olup sızmış olmasıydı. O yaşa, o güne ışınlanmak istemem desem yalan söylemiş olurum sanırım.
Hala ne zaman sinirim bozuk olsa çocukluğumuzun saçma Türkçe pop şarkılarını açar kliplerini izlerim. Bir Harun Kolçak, bir Çelik, bir Tayfun Duygulu şarkılarını ne zaman açsam imkan yok ki kendime gelmeyeyim. O danslar, o imajlar… Anladınız siz onu. Sizin de siniriniz geçmez mi ya da ayarınız bozulmaz mı?
Birkaç gün evvel de içimden birisine “anladım ben seni” demek gelmişken aklıma Ayşegül Aldinç’in söylediği o güzide şarkı geldi.
“İniş, çıkış sürekli bir kaçış, yorulma artık anladım ben seni”
Biraz keyifsizdim. Parçayı açar açmaz keyfim yerine geldi. O naif sözleri sanki ilk dinlediğim yaşa dönüp duydum tekrar. İhtiyaca göre gerçekten de hoş bir parça olabiliyor:
http://www.youtube.com/watch?v=h5fyvYMgqP0
Hafif bir alkol eşliğinde sanırım hepten güzel oluyor.
İçim bir hoş..
Dudaklarında aynı tebessüm, ah ne hoş (!)