Aslan TavÅŸan Hikayesi
Mesnevi-i Åžerif, 25.700 beyitten oluÅŸuyor ve toplam altı cilt. Ben henüz ilk cildini bitirebildim. Her beyitte bir çok anlam olduÄŸundan kimseye hızlı ilerlemeyi tavsiye etmiyorum. Her anlamın bir görüneni bir de daha derinde olanı var. Yani hiç yoksa, sözlerin asgariden yine “iki” anlamı var.
Beyitler sanki söylenmemiş de, söyleyenden taşmış gibi. Mevlana sözü söylemek için uğraşmamış; ama sözler çıkmak istemişler.
Beğendiğim onca cümle ve hikaye içinden en çok tavşan ve aslan hikayesini sevdim. Bu hikayenin içeriği özet olarak şöyle:
“Arslan sürekli olarak avlanıyor ve ormandaki tüm hayvanları bu sebepten korkutuyor. Sonunda tüm hayvan halkı toplanıyor ve her gün aslana içlerinden bir kurban sunmaya karar veriyorlar. Arslan ise “benim tabiatım avlanmaktır, bana hazır sunulması benim için yakışık deÄŸil” dese de sonunda öneriyi kabul ediyor.
Bir süre hayvanların her gün birini kurban vermeleri devam ediyor ve sıra tavÅŸana geliyor. Can korkusuyla kafası daha iyi çalışan tavÅŸan sonunda aslana bir oyun etmeye karar veriyor. Arslanın yanına geç kalarak varıyor. Diyor ki “yolda bizi bir arslan harap etti, gelmemizi geciktirdi, size geldiÄŸimi söyleyince “seni de ÅŸahını da pençemle yere sererim” dedi. Beni de bunu iletmem için gönderdi.” Arslan çok sinirleniyor ve tavÅŸanının oyununa geliyor. “Beni ona götür” diyor. TavÅŸan, arslanı bir kuyu başına getiriyor. Kuyuya bakan aslan ise hem tavÅŸanı hem de kendi yansımasını görüyor. Aklı tavÅŸanı deÄŸil de düşmanı algılayınca kendi ile savaÅŸmak için kuyuya atlayıp can veriyor.” Bu hikayeden hemen sonra dökülen bazı beyitlere bakınız:
“O zalim sensin. Hata edip kendine lanet etmedesin.”
“Sendeki kötü iÅŸler açıkça görülse şüphesiz sen, kendi kendine düşman olurdun.”
“Kendi kuyunun derinliÄŸine eriÅŸsen, o seni sırlarına agah ederdi.”
“Ey baÅŸkasının yüzünde çirkin bir ben gören, yazık ki o ben senin yüzünden akseder.”
“Mavi bir ÅŸiÅŸeden baktın. Bu sebeple alemi baÅŸtan baÅŸa mavi gördün. Bu mavi renk senin eserinledir. Kötülüğünü bil, baÅŸkalarını kötü görme.”
BildiÄŸiniz gibi o dönem ve öncesinde yazılan bir çok eser, Hindistan’ın fabllarından etkilenmiÅŸ. Örneklemeler, hayvanlar üzerinden yapılmış ve didaktik anlatımlar onlar üzerinden gerçekleÅŸtirilmiÅŸ.
Mesnevi’de enteresan ÅŸekilde kullanılan benzetmelerden biri Hintlilerin çirkin ve basit, Türkler’in ise güzel ve basiretli olması. Yine kadın-erkek temsili ile ilgili olarak hoÅŸ bulmadığım baÅŸka bir benzetme daha var. Kadın ÅŸehvetle, erkek ise akılla özdeÅŸleÅŸtirilmiÅŸ. Tabii bu benzetmelerin benim anlayamadığım bir hikmetinin olma ihtimali de var. Sadece ilk bakışta böyle ayrımları yadsıyorum. Bana göre Hintli’nin Türk’ten güzeli; kadının da erkekten daha çok akla tekabül edeni muhakkak ki var. Önemli olan nokta ÅŸu ki: Mevlana aklı yüceltirken bir taraftan da bahsettiÄŸi konuların idraki için aklın da geride bırakılması gerektiÄŸi ve yetersiz kaldığını da belirtmiÅŸ.
Mesnevi’de de sıklıkla ÅŸahlar, padiÅŸahlar da övüldüğüne göre demek ki yazılanları, ne olursa olsun dönemlerinden ayrı düşünemeyiz. Tanımlar için o dönemde yerleÅŸmiÅŸ bir çok benzetme elbette ki kullanılıyor. ÖrneÄŸin aslanın en yüce hayvan olması, diÄŸer hayvanlardan çok adil olması gibi. SarhoÅŸ edici yüzlerce hikaye ve beyitin içinde bunların lafının edilmesi çok da yerinde olmayabilir. Okyanustan bir bardak…
O kadar çok sayıda çarpıcı beyit var ki başlarda not alıyor olsam da hemen anladım ki en iyisi bunları biriktirmemek. Okurken tadını çıkarmak. Zira kaydetmekle bitmeyecek. Okuduğum bu olağanüstü şeyi mülk edinmemek daha iyi.
Eskiler daha ilgili tabii bu konularla. Konunun ilgilileri daha çok şerhleri okumaktan hoşlanıyorlar. Tabii eski şerhlerin anlaşılması çok da kolay değil. Bizim gibi gençlerin bunlara dili yetmiyor. Açıklamaları okumak için yeniden tercüme şart oluyor. Zaten çok kolay anlaşılmayan ve bir kaç anlam içeren bu metinlerin tercümesi de işi iyice zorlaştırıyor. Bu sebepten ben dil açısından kolay anlaşılır iyi bir çeviri buldum ve günümüz diline en yakınını okuyorum. Elbette ki beyitlerin ahengi, kafiyesi, ölçüsü bozuluyor. Bana sorarsanız, kafiyesini okuyup da ne dediğini anlayacağım derken bezmekten çok daha iyidir. İşin şeklinde değil, özünde kalmak yeğdir.
Altında yazan yorumları da okuduktan sonra ÅŸu Mesnevi-i Åžerif‘i almaya karar verdim. Anladım ki çok da doÄŸru bir tercih olmuÅŸ. Bu linkten siz de bu çeviri için yapılmış yorumları okuyabilirsiniz. Süleyman Nahifi çevirmiÅŸ ve Amil ÇelebioÄŸlu da tercümeyi sadeleÅŸtirmiÅŸ.
Birinci cildi bitirirken aklıma gelen bir çok şeyi bir sonraki yazımda paylaşacağım, bu yazımda düşündüklerimle ilgili genel bir fikir vermek istedim ve günümüz diline başarıyla sadeleştirilmiş olan baskısını önerdim.
Okumaya karar verirseniz, ne mutlu…