Dile Kulaktan BaÅŸka Talip Yoktur
“Dile kulaktan baÅŸka talip yoktur.”
“Aynı dili konuÅŸmak dostluÄŸa vesiledir. Aynı dili konuÅŸmayınca nasıl arkadaÅŸ olunur?”
“Dostundan ayrılan ne kadar konuÅŸsa da dilsizdir.”
Mesnevi’yi Okurken…
Bir kaç önemli konu geldi aklıma. Bunlardan ilki doÄŸru dinlemeden ne kadar uzak olduÄŸumuz. Mesnevi’de bu konunun üzerinde çok durulmuÅŸ. Daha ilk beyitlerinin birinde diyor ki “Dile kulaktan baÅŸka talip yoktur.” Ve bir de meÅŸhur söz “Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakinin anladığı kadardır.” var. Ben de derim ki keÅŸke birazı anlaşılsa ama doÄŸru anlaşılsa…
Söylediklerimizi çoÄŸu zaman karşı taraf, standart kalıplardan geçiriyor ve o süzgeçten bir de çarpıtarak çıkartıyor. Tasavvufta kelimelerin, ÅŸeylerin formsuzluÄŸu mevcuttur ki; bildiklerimiz, ötesini engellemesin. Siz bir ÅŸey anlatırken, karşınızdaki sizin söylediklerinizi kafasında zaten mevcut olan, tanıdığı bir bölgeyle eÅŸleÅŸtiriyor. EÅŸleÅŸtiremediÄŸi yerde benzetiyor. Anlattıklarınız onun bildiÄŸi ÅŸeylere hiç benzemiyorsa olsa bile çoÄŸunlukla “baÅŸtan” dinlemiyor. Bu yapılan, basit bir kimyasal iÅŸlem gibi: Tara, eÅŸleÅŸtir, benzemiyorsa benzet, benzemiyorsa küfret! Sistemi böyle çalışanlar, o sistemi derhal yıkmalı ve zihnini bağımsızlığa kavuÅŸturmalı. Bana kalırsa aksi takdirde böyle birinin herhangi bir konuda ilerlemesine imkan yok.
Siz bir beÅŸgenden bahsediyorsanız ve karşınızdakinin kafasında sadece dörtgen varsa, sadece tebliÄŸ edebilirsiniz. Karşınızdakinin algısını baÅŸtan yaratamazsınız. Hatta o beÅŸgeni dörtgene sığdıramıyor olduÄŸunuzdan bir de suçlanırsınız. Beni rahatlatan tek ÅŸey, bu kabilden bir kimsenin, bir gün “yalnız üçgeni biliyor olana” dörtgeni anlatmaya çalışmak zorunda kalacağı… Kafasında “dörtgen” ÅŸekli olmayanın, onun bildiklerini üçgene sığdıramıyor olmasından dolayı kendisini suçlayacak olması…
Çok önemli başka bir konu herhangi bir şeyin putperestliğini yapmamak. Putperestliğini yaptığınız şeyin ne olduğu hiç önemli değil. Bir nesne, bir fikir sizin için tapınmaya, bağımlılığa, körlüğe, yadsımaya vesile ise özgür kalmanız zordur. Doğru dinlemeniz ve değerlendirmeniz zordur. Belirli hiç bir şeye düşünceyi yaslayamayız. O takdirde kıyısı köşesi belli bir pencere açmış oluruz ve karşımızdaki şekil ne olursa olsun; her şeyi bu pencereye sığdırmaya çalışırız.
Åžu ifadeleri tasavvuf metinlerinde doÄŸrudan göremezsiniz; okuduklarınızdaki izlerin peÅŸine düşerseniz size görünürler. Derler ki: İşin özü sevmektir; ama iÅŸ ki sevmek ve baÄŸlanmak senin ilerlemeni engellerse, sevdiÄŸini bile terk et! Sevmek sana özgürlük vermiyorsa, o halde sevindir! Nerde kaldı bilgiye, zihne ve zihnin aldığı üç beÅŸ veriyle adam yargılamaya güvenmek? Bu konuya detayla giremeyeceÄŸim; çünkü “kısıtlı” algıya göre zaten ÅŸimdiden bir hatada bulunup “sevdiÄŸini terk et” dedim. Aslında kast ettiÄŸim görünen anlamda bir terk deÄŸil; ama bunu tam olarak ifade etmek için konuyu çok uzun tutmak gerek.
“AÅŸktan her kimin elbisesi parça parça olmadıysa o, kötülüklerdeni hırstan ve kibirden temizlenmemiÅŸtir.”
Bir diÄŸer konu ise Mesnevi’de de sıklıkla sözü edilen konu. KiÅŸisel geliÅŸimde ve eÄŸitimde ariflerin üzerinde en çok durdukları konu “kibir” olmuÅŸ. Tasavvuf ise onun tamamen yok edilmesi “sende senin kalmaması” üzerine kurulu bir öğreti. Çünkü konu ÅŸu ki; beÅŸgeni bilmeyen adam dörtgende diretir durur; çünkü kendi benliÄŸine, bilgisine büyük güven içindedir ve karşısındakinin beÅŸgeni ona göre yoktur. O görmediÄŸine inanmaz; ama acaba beÅŸgen o görmüyor diye yok mudur? Fazlası için zihindeki tüm taayyünler boÅŸalmalı. Kibir, bilimde de ilerlemeyi durdurur. Farz-ı mahal birisi sadece gördüğüne inanıp dünyanın düz bir tepsi olduÄŸunda diretirse, dünyanın gerçek ÅŸeklini bilene hakaretler yaÄŸdırabilir. Lakin o aslını bilmiyor diye dünya düz olamaz. Dünyanın düz olmadığını bilen, “düz” olduÄŸu iddiasında bulunana kızabiliyor mudur acaba? Sanmıyorum.
“Kasırga zayıf otlara acır, çünkü onlar kuvvetlerine güvenmezler.”
Bu yukardaki cümle Mesnevi’nin birinci cildinde dikkatimi çeken beyitlerden biri. Tabii bunun gibi onlarca var. Hem Budist öğretide hem de tasavvuf öğretisinde, suyun yumuÅŸak olduÄŸundan; ama bu özelliÄŸiyle kayaları aşındırdığından bahsedilir. Testisini aÅŸağıda tutanın testisine su dolar. Çok sevdiÄŸim bir sözdür. Su alçaktan akar… Suyun kadim anlamı da “bilgi”dir. Bu konuya sanırım daha fazla dikkat etmek gerek.