Blogging Üzerine ve Blog Tavsiyeleri
Bir Diğer Yazı…
Bir arkadaşım haberimin bile olmadığı, benim internet sayfamı yani şu an okuduğunuz sayfayı inşaa eden internet işçisi arkadaşım Alper Orus’un
pdfdergi ile yaptığı röportajını yolladı bana.
Kendisi sağolsun; blog işinde çok yeni olmama rağmen bir jest olarak benden bahsetmiş.
Aslında işin aslı şu ki, daha sık yazabilmeyi ben de istiyorum; ama kendimi son zamanlarda zorladığım da yok. Bazı yazılarıma bakıyorum da çeviri yapmışım; küçük çaplı araştırmalar da yapmışım… Son zamanlarda okuma istidadımda bir düşüş oldu. Bunu da biraz fazla gezmeye, biraz da tembelliğe bağlıyorum. Yine de yazılarımın geneli günlük işlerle ilgili değil ve kendimi zorlarsam hoş yazılar ortaya çıkmayacağı da bana göre kesin.
Alper’in röportajını gördükten sonra bir kendime geldim. Ne demiş: “Bu soru üzerine Blog Herald üzerinde sevdiğim bir yazı aklıma geldi. Yazının başlığı “Don’t excuse, Just write” şeklindeydi. Yani yazamadım kusura bakmayın gibi şeyler yazacağınıza bahane üretmeyin sadece yazın.” Bu tavsiyeyi derhal kulağıma küpe ettim.
Günlük işlerle ilgili çok fazla blog var. Daha rahatlıkla takip edilebilecek, tabiri caizse biraz daha “hafif” içeriğe sahip çok blog var.
Fotoğraf araştırırken genellikle bir takım bloglara yolum düşüyor nette. Nasıl ki şarkı sözlerinde “ölüm ve ayrılık acısı” sonsuza kadar yerini koruyacaksa, blogların içeriği de hep bunlarla dolu olacakmış gibi görünüyor bana. “Aşk” ve “bunalım” temalı çok blog var. Özgün içeriğe sahip blog sayısının ise fazla olduğunu söyleyemeyeceğim.
Eğer bilişimle, internetle, seyahatle, özgün yazılımla ilgili biriyseniz; zaten halihazırda çok okuyucusu olan ve zaman içinde kategorisinin en iyilerinden biri haline gelmiş murekkep.org’u tercih edebilirsiniz. Bu sitede popüler dizilerin yorumları ve benim de sinema yorumlarım mevcut. Aslında sinema yorumlarını yazdığımda oraya yazıyorum; ama son zamanlarda taze filmleri pek takip edemedim. Ettikçe oraya yazmaya devam edeceğim. Sitemde sağda bulunan bantta bu yorumlara ulaşabilirsiniz.

Fazlasıyla beğendiğim ve içerik olarak da ayırdığım bir başka site ise Zeynep’in Yeri. Bu kez sayfa sahibi, tanıdığım biri değil; ancak çok yakın hissettiğim birisi. Hatta öyle ki ben internetten Tibet ve Butan hakkında bilgi toplarken kendisinin sitesine ve olağanüstü fotoğraflarına denk gelmiştim. Kendisiyle tanışmıyorum; ama son zamanlarda bir mail atarak tanışmayı umuyorum. Fotoğraflarının her birinin içine ayrı ayrı girip bir süre içlerinde yaşadığım oluyor. En son Konya’ya gittim. Dönüşümde bu siteye bakarken kendisinin Konya fotoğraflarına baktım ve yine bayıldım. Kendisi bir gezgin sayılabilir. Acaba ayakizinden mi gidiyorum diye düşündüm. İlgilenilen konular ve bakış açılarımız oldukça benzer göründü bana. Tabii o “benim gözümde” profesyonel bir fotoğrafçı ve sitede daha çok fotoğraflar konuşuyor. Bense yazılardan konuşmayı yeteneğime daha uygun buluyorum.
Bir de yine bir başka arkadaşımın; Ender’in bir fotoğraf sitesi var. Eğer fotoğrafçılığın teknik kısmıyla ilgileniyorsanız; nerden, nasıl başlarım diyorsanız; Ender, kendi keşifleriyle eşanlı olarak işin “nasıl”ını anlatıyor. İşe en baştan başladığı için, işin başındaysanız; yazılar fazla birikmeden en baştan okumaya başlayın derim. Buyrun site: Fotobuloku.blogspot.com
Umarım bu siteler sizin de hoşunuza gider…
Haziran 7th, 2009 at 12:13
Yani Ezgi çok güzel bir yerden yakalamışsın. Öncelikle esin kattığı için memnun oldum. Don’t excuse just write özellikle böyle sitesi olup söyleyeceği olan her blogger için geçerli olmalı diye düşünüyorum. Bir felsefe niteliğinde. Benim de uzak kaldığım dönemlerde hep aklıma ilk bu gelir. Belki de o yüzden röportajda bahsini geçirmeyi uygun gördüm.
Haziran 7th, 2009 at 12:17
Her gün vakit ayırıp yazınca belki belli bir miktar yazılarda kısalma gözlenebilir.
İnsan yer yer dergiye yazı yetiştirmek zorunda olan yazar gibi olmuyor mu?
Olsun, bu da güzel
Haziran 7th, 2009 at 12:27
Pek öyle değil. Yazının linkini yoruma o yüzden koydum. Orjinalinde detayları anlatıyor. Kafanızda belirli bir program dahilinde giderseniz kendiliğinden gelir gibi bir yaklaşım var. Bu da zaten yazma zorunluluğu hissetmekten ziyade yazmak üzere oluşturduğunuz programın hayata geçirilmesi gibi düşünülebilir. Böyle olunca yazılar kendiliğinden geliyor. Ha uzunluğu veya kısalığı yazarın kafasında çizdiği programa uygun olarak değişkenlik gösterecektir. Önemli olan sorgulama, yazmaktan zevk alınıp alınmadığı. İnsan istemediği birşey hakkında yukarıda bahsedildiği gibi program yapsa bile hayata geçirme konusunda sıkıntılar yaşayacaktır. Herşeyden önce ne istediğini bilmek gerek
Haziran 7th, 2009 at 12:33
Bizim gibilerin yazmayı istiyor muyum diye bir sorgulama yapması mümkün değil.O kısım zaten çoktan aşılmış bir nokta.
Yazı yazmak hayat biçimi.
Benim için en iyi program programsızlık. Belki blogging için bu durum iyi değil; ama yazı yazabilmek için önemli. Herkes başka başka şekillerde daha verimli olabiliyor. Yazı işi dört işlem gibi bir şey değil bana kalırsa; ama bloga sık sık ve düzenli aralıklarla yazmalı mı?Elbette ki yazmalı. Boş bırakmamalı. Bahane uydurulmamalı.
Haziran 7th, 2009 at 12:45
Programdan benim anladığım şöyle. Bir konu belirlendi diyelim. Bunun alt kırılımları var. Program aslında yazı dizisi için oluşturulan şablon. Örnek : Mürekkep’te fotoğraf efekt sitelerini tanıtmayı düşünüyordum. 5 Tane popüler olanı buldum inceledim. Diğer yazıları yazarken her haftasonu bir fotoğraf efekt sitesi yazısı yazmaya karar verdim. Böylelikle 5 hafta boyunca her haftasonu bir yazı bununla ilgili oldu. Sonrasında ise en iyi 5 fotoğraf efekti sitesi ortaya çıktı.
Haziran 7th, 2009 at 12:51
Belki o an yazılamayacak olsa bile fikirlerin taslakları oluşturulmalı ve sonra geri dönüp yazmaya başlamalı. Ben genelde taslak oluşturduysam arkasını getirebilrim misal. Taslak olarak kalması beni rahatsız ediyor. Bu arada önceki iki yazının fotoğraflarını büyüttüm. Çok güzel oldu