Ya Hep Ya Hiççiler…
Derinlikle sevmeyenler,
Kestirip atabilenler,
Tehdit edebilenler,
Mutsuz edip, mutlu olabilenler…
BoÄŸar beni bunlar.
Ben de onları boğarım.
Büyümüş çocuklar:
Uykunuza geleceÄŸim!

Derinlikle sevmeyenler,
Kestirip atabilenler,
Tehdit edebilenler,
Mutsuz edip, mutlu olabilenler…
BoÄŸar beni bunlar.
Ben de onları boğarım.
Büyümüş çocuklar:
Uykunuza geleceÄŸim!

Kimisini akılla çarparlar, kimisini yürekle.
Dünün bulmacasını ertesi gün çözer insan.
Rahatlıkla bekle.
Zaman bol; hem de yok ki geç kalasın…
Bekle ki imkansızın imkansızlığını öğretsinler sana.
Kalbinden söküp atsınlar korkuyu.
Bekle ki,
Dış kapının dış mandalı yapsınlar seni dünyaya.
Senden geçsinler öte tarafa soracakları olursa.
Sormayana suskun kal.
Söylemeyeni dinle.
O zaman bileceksin; çarpanın ayak izlerini…

Kızgınlıkla hayranlık arasında bir yerde sıkıştım kaldım. Daha önce Elif Åžafak’ın herhangi bir romanını okumuÅŸluÄŸum yoktu. Ortaokulda zorla okuttukları eski Türk romancılarının insanı bedbaht eden hikayelerinden olacak; uzun süredir yaklaÅŸmıyorum Türk yazarlara. Kaldı ki zaten roman okumak pek keyif vermiyor bana. Okuduklarım varsa yoksa ilme katkı saÄŸlasın, ilerletsin; kurguya dokunmasın gerçek olsun.
Bir arkadaşım ısrarla “okumalısın” dedi bu kitabı. Konusunun Mevlana ve Åžems’in dostluÄŸu olduÄŸunu öğrenince istek duymadım deÄŸil; ama diyorum ya roman okuyacağıma genellikle ansiklopedik bilgileri tercih ederim ben. Yanlış bir ÅŸey bulaÅŸmasın öğreneceklerime diye. Ya da yüzeysel anlatımlar, doÄŸru bildiklerimle çeliÅŸmesin diye. Lakin kitap hediye edilince ve bir kaç sayfasını okuyunca durduramadım okumayı. Su gibi akışıyla kitap anında bitirtti kendini. Okumaya devam edin
Hayatın insanları silkelediği bazı anlar vardır. Günlerce mutlu mesut yaşarken bazen duyduğunuz bir haber; yakın ya da uzak birilerinin başına gelenler, kafanızda kurduğunuz kusursuz işleyen sisteme çomak sokabilir. Bir anda. Bir saniyede. Anında basit ve düzenli olmaktan çıkar işler. Hayat biraz daha zor görünür.
Elbette ki artık uçan kuştan bile anında haberimiz oluyor. İnsan düşünüyor: Ya o ben olsaydım? Ya sıradaki bensem? Tanımadıklarımıza olan ama bizim sadece duyduklarımızdan daha da beteri; yakınlarınızın başına gelenlerdir.
Okumaya devam edin
Bazen birisi…
Tekerleği keşfeder; tekerlek döner durur.
Kusursuz bir şekilde, tekerlek döner durur.
Bazen biri çıkar…
Yok sayar.
Bazen biri çıkar…
Yok satar.
Bazen biri çıkar…
Kendiyle seviÅŸir.
Bazen biri çıkar…
Bastırmış.
Bazen biri çıkar…
Yadsımış.
Bazen biri çıkar…
Korkak.
Bazen biri çıkar…
Kaçak.
Bazen biri çıkar…
Yalancı.
Bazen biri çıkar…
Kendisine bakamaz.
Bazen biri çıkar…
Başkasını göremez.
Bazen biri çıkar…
Kendisini göremez.
Bazen biri çıkar…
Başkasına bakamaz.
Bazen biri çıkar…
Kabını yukarıda tutar.
Bazen biri çıkar…
Kabına su dolmaz.
Bazen biri çıkar…
“Bazen çıkanlar”ı görür.
Bazen biri çıkar…
Tekerleğe çomak sokar.
Tekerlek yerinden çıkar.
Bazen birisi…
Çıkanları unutturur.
Bazen birisi…
Çıkanları unutur.
“Çıkaranlar”ı hatırlar.
İrlanda ÅŸu anda en çok gitmek istediÄŸim ülke konumunda. Dünyada o kadar yer varken niye İrlanda diyecek olursanız; aslında kendi açımdan çok basit bir açıklaması var. Son zamanlarda izlediÄŸim iki film beni İrlanda’ya hayran olmamı saÄŸladı. Once ve P.S. I Love You. Gitme isteÄŸim bu kadar basit bir sebebe dayanıyor ama tabii ki bunların yanında okuduklarım da var. Hayran olduÄŸum doÄŸa güzellikleri ve tarihi güzelliklerinin yanında müzik ve edebiyat dünyasına katkısıyla “küçük ama büyük” bir ülke İrlanda.
Öncelikle ülkenin mutlaka görülmesi gereken kısımlarından bazılarını aktarayım. Henüz gitmemiş biri olarak elbette ki araştırmalarım sınırlı sayılabilir; ancak yine de bir fikir verecektir.
(FotoÄŸrafların hepsi 2008 Eylül’de bulunduÄŸum Nepal, Tibet ve Butan’dan fotoÄŸraflar olup tarafıma aittir. İzinsiz kullanmayınız.)
Dinlerüstü ve Kuşbakışı
KiÅŸisel merakımdan kültürlerarası etkileÅŸimleri araÅŸtırıyorum. Özellikle doÄŸu ve uzakdoÄŸudaki kültürel ve dini etkileÅŸimler ve eski kültürlerle ilgileniyorum. Bazı inanç ve gelenek sistemlerine “din” demek bana biraz zor geliyor. Bunlardan bazıları din olarak kimilerinde kabul ediliyor; kimilerince edilmiyor.
Doğu ile batının sınırı kalın bir çizgiyle çizilmiş değil. Fazla batıya giden doğuya; fazla doğuya giden de batıya varır. Haddini aşan şeylerin tersine döndüğü rivayet edilir. Madde ve mananın; cisim ile ruhun zıtlığı ve birliğinden şüphe duymasam da; kişisel olarak bunlardan mana ve ruh daha çok ilgimi çekiyor. Çünkü madde ve cisim; mana ve ruhu kapsayamaz. Mana ve ruhun ise madde ve cismi reddetmesine gerek yoktur. Birbirinin karşısına koyulan bu kavramların uzantısı olarak batı ve doğu var. Karşılık olarak kafamda batı, akla ve cisme; doğu ise mana ve ruha oturmuş durumda. Batı tarafını derinlemesine incelemiş bulunmadığımdan; bildiğim kısmı anlatma taraftarıyım. Okumaya devam edin
“İyice yaklaÅŸtı bana büyük karanlık.
Artık ne kibri nazırın, ne katibin şakşağı.
Tas tas ışık döküyorum başımdan aşağı,
GüneÅŸe bakabiliyorum gözüm kamaÅŸmadan.”
Nazım Hikmet Ran, Son Otobüs
Irvin D. Yalom, her ne kadar hasta-doktor iliÅŸkisini zayıflatacak ÅŸekilde hasta gizliliÄŸine önem vermediÄŸi düşünüldüğünden eleÅŸtirilse de yıllardır biriktirdiÄŸi önemli deneyimleri, meslektaşı olan-olmayan herkes tarafından önemsenmeli. Özellikle son kitabı GüneÅŸe Bakmak-Ölümle YüzleÅŸmek‘te artık terapi hikayelerini anlatmaktan çıkmış, kendi korkularıyla ilgili olarak son derece açık olmuÅŸ, kendini dışarıya karşı korumaktan çok açıkça ölüm korkusunun nasıl üstesinden gelmeye çalıştığını anlatmış.
KiÅŸisel ilgi alanım olduÄŸu için, psikoloji kitaplarını oldukça severek okuyorum. Çok uzun süredir bir çok sanat dalında “gerçeklik” bana “kurgu”dan daha iyi ve geliÅŸtirici geliyor. Özellikle Irvin Yalom’ un kitapları benim için oldukça özel ve neredeyse tamamını bitirmemiÅŸ olmamın nedeni, ‘olur da baÅŸka kitap yazmaz da okuyamam’ korkusudur.
House M.D. benim keÅŸfetmekte geç kaldığım bir doktor dizisi. Genellikle hastalıklar herkes gibi beni de sıktığından doktor ya da hastane dizilerini uzun süre izleyemiyorum. House M.D. ise bunun büyük bir istisnası haline dönüştü. İzlemediÄŸim eski sezonlarını çok kısa bir sürede tamamlayıp, yeni bölümleri bekler hale geldim. Büyük bir ihtimalle Lost v.b. diziler derken, birilerinin ölme riskinin olduÄŸu, tek zamanlı daha “gerçekçi” dizileri özler olduk.
Okumaya devam edin
Slumdog Millionaire, Yönetmeni Danny Boyle olan 2008 tarihli İngiliz filmi. 2009 Oskar Ödüllerinde on kategoride aday gösterildi ve bunlardan en iyi yönetmen ve film olmak üzere sekiz tanesini kazandı. (En iyi yönetmen, en iyi film, en iyi uyarlama senaryo, en iyi görüntü yönetmeni, en iyi ses miksajı, en iyi kurgu, en iyi müzik ve en iyi orjinal şarkı)
Benjamin Button’un Tuhaf Hikayesi şüphesiz ki bu sene için Slumdog Millionarie’nin en kuvvetli rakibiydi ve ben de dahil olmak üzere bir çok insan, bu senenin Oskar zengininin Benjamin Button’un Tuhaf Hikayesi olacağını düşündü. Benjamin Button da her ne kadar Oskar’dan eli boÅŸ dönmese de, (en iyi sanat Yönetmeni, en iyi makyaj, en iyi görsel efekt) sanki biraz ÅŸanssızlıkla olması gereken düzeyi yakalayamamış gibi oldu. Bir çok anket, sonuçlar öncesinde Benjamin Button taraftarıydı.
Slumdog Millionaire’in ÅŸansı, apayrı bir kültüre ait olması ve batı uygarlığına yepyeni bir ÅŸeyler gösterebiliyor olmasıydı. Her ne kadar ben “bütüncül bakış” açısından Benjamin Button’u daha baÅŸarılı bulsam da; çok açık ki kendi kültürlerinden baÅŸka kültürlere pek aÅŸina olmayan batılılar için Slumdog Millionaire daha enteresan gelmiÅŸ. Okumaya devam edin